PAYLAŞ

aleviiiiiiiiiNil MUTLUER

Aleviler, cemevlerine ibadethane statüsü verilmemesini siyasi bir karar olarak görüyorlar. Kendi imkânlarıyla açık tutmaya çalıştıkları cemevlerinin ve inançlarının tanınmasını isteyen Alevi kanaat önderleri, yapılacak yasal değişiklikler ya da Bakanlar Kurulu kararıyla çözüm bulunabileceğini belirtiyorlar

Mevzu Alevilik olur da, cemevine gitmemek olur mu? Erikli Baba ve Okmeydanı Cemevleri’ne gidiyorum. Dostane bir şekilde ağırlanıyorum. Bir seferinde öğle saatlerine denk geliyor. Cemevinde, yakınının kaybının 40. gününde yemek veren birinin davetiyle, Alevilerin değişiyle “can yemeğine” oturuyorum. Bu sırada, çeşitli dergah ve kültürevlerinde Alevilik üzerine dersler veren ve Alevi Bektaşi meselesinin felsefi boyutuyla ilgilenen araştırmacı yazar Süleyman Zaman’la sohbet ediyorum. 80’lerinin üstünde dedeler geliyor aramıza. Türkçe ve Arapça Kur’an-ı Kerim okuyorlar. Katılıyorlar sohbetimize, “Allah’a şükür, Sünni komşularıyla rahat yaşadıklarından” bahsediyorlar. Laf lafı açıyor yıllar önce yaptıkları gizli Cem’leri hatırlıyorlar. Alevi olmadığımı bildiklerinden beni de mahcup etmemek için “komşulardan değil de, işte vardı baskılar” diye ekliyorlar. Gülümsüyoruz. Sessizce anlaşıyoruz. Yüzleşemediğimiz konularda sessizce anlaşmak bizim memleketin geleneğinden; din, etnisite, cinsiyet, sınıf tanımaz, anlaşırız sessizce.

Yasal statü talebi
Son dönemlerde sessizliğin bozulduğu, Alevilerin açıkça talep ettikleri konulardan biri, tam da dedelerle bahsettiğimiz ibadethaneleri, cemevlerinin yasal statü kazanması. Önceden ibadethanelere meydan evi, büyük ev, Pir evi, Dede evi denilirken kentleşmeyle birlikte bu mekanlar ortak mekanlar halinde inşa edilerek cemevi ismini alıyor. Cemevi, Alevilerin ibadet ettiği mekanlar, ancak, Aleviliğin esas öğrenildiği yerler değil. Ocaklar, dergahlar, tekkeler Aleviliğin öğrenildiği, dedelerin yetiştiği kurumlar. Onlar da Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ve Cumhuriyet’te ciddi darbeler alıyorlar. 1826’da II. Mahmut, Yeniçeriliği kaldırırken Alevi Bektaşi dergahlarını yasaklıyor ve bazılarına Nakşibendi şeyhlerini atıyor. Cumhuriyet’in kurulmasıyla 1925’te çıkan Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden bu yana da ocaklar, dergahlar ve tekkeler kapalı.

Kanuni düzenleme istemi
Şu an bazılarınız sorabilir: Madem cemevleri ibadethane olarak kabul edilmiyor, o zaman nasıl çalışıyorlar? Bugün cemevleri vakıf ve dernekleşmiş kültür evlerinin bir parçası. Yani, yasal olarak ibadethane değil. İbadethane olmadıkları için de devlet bütçesinden arsa tahsisi, elektrik, su gibi giderlerinin karşılanması desteğini alamıyorlar. Vakıflara devredilen dergah ve tekkelerinde şu an kiracı olarak oturdukları veya yeni yer kiralamak zorunda kaldıkları için maddi sıkıntıları var. Bazılarına göre cemevlerine destek vermek için illa da ibadethane olarak kabul edilmeleri gerekmiyor. Belediye, Enerji, İmar kanunları gibi kanunlarda yapılacak düzenlemeler maddi sorunları çözebilir. Bazılarıysa, cemevlerinin ibadethane olabilmesine önem veriyor. Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi için Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun kalkması gerekiyor ki, bu konuda da sadece Aleviler arasında değil, diğer inanç mensupları arasında da görüş birliği yok. Bazıları, bu kanunu laikliğin garantisi olarak görürken, bazıları içinse Türkiye’delaiklik gerektiği gibi yaşanmadığından yeniden tanımlanmalı ve düzenlemeler bu yönde değiştirilmeli.

‘Laikliğe yeni tarif gerekir’
Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun kaldırılıp kaldırılmaması Türkiye’de laiklik ve yurttaşlık anlayışını ve anayasanın kapsamını yeniden tarif etmeyi gerektiriyor. Yeni anayasa sürecinin tamamlanması ve bu süreçte laiklik anlayışımızı sosyal ve politik boyutlarıyla tartışmak inanç özgürlüklerinin ve eşit yurttaşlığın sağlanması açısından da oldukça önemli. Gelecek bölümlerde laiklik ve Diyanet İşleri’nin varlığını etraflıca tartışacağız. Bizler tartışırken Aleviler yüzyıllardır olduğu gibi ibadetlerini gerçekleştirmeye devam edecekler; ya gizlice evlerde ya da cemevlerinde. Üzerine konuşmasak da toplumca bunu biliyoruz. Cemevleri meşru ama yasal değil, ‘Alevi mallarını geri vermiyorlar’

Tural ayrıca, 1925 Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına ilişkin 677 sayılı yasayla bu dergahların tüm mal varlıklarına da el konulduğundan bahsediyor. Mal varlıklarının nasıl ellerinden alınarak kendi vakıflarında kiracı olarak oturduklarını ve nasıl bu mallarının da özelleştirildiğini Tural, Şahkulu dergahı ile örneklendiriyor: 

“Şahkulu Vakfı 700 yıllık bir tarihi geçmişe sahip, arıcılıktan ipekböcekçiliğine kendi üretimini yaratıp kaynak yaratan bir vakıf. Dergahta yetişen Alevi önderleri Anadolu’nun değişik yerlerine ve Balkanlara bu inancın öğreticileri ve yayıcıları olarak gönderilmişlerdi. 10 binlerce hektar araziye sahip olan bu vakfın elinde bugün sadece 60 dönümlük bir yer kaldı. O da Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne verildiğinden şu an bize aylık 6 bin lira karşılığında kiraya verildi. Bunun gibi başka örnekler arasında Hacıbektaş-Veli dergahı, Eskişehir’de Sucaettin Veli Dergahı, Antalya’da Abdal Musa Dergahı, Erikli Baba Dergahı ve Karacaahmet yer alıyor. Başkanı bulunduğum vakfın  malı olan ve karşısında halen boş bulunan arsası bile yakın zamanda 260 milyon TL’ye bir özel şirkete satılmış bulunmaktadır. Yani, devlet mülkiyet hakkına saygı göstermiyor, Alevi dergahlarının yok olması için legal-illegal tüm yolları deniyor. 2011 yılında AB’nin baskısıyla Ermeni ve Rum Vakıf mallarının iadesine karar verildiği gibi Alevi dergah ve vakıf mallarının da iadesi için 18.05.2012tarihinde 30 Alevi örgütünün oluşturduğu Alevi Örgütleri Platformu  olarak hazırladığımız bir deklarasyonu tüm resmi kurumlara -Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Meclis Başkanlığı dahil- ve basına ilettik. Ne yazık ki bugüne kadar olumlu yönde yansımasını görmedik.”
 

Aleviler, ibadetlerini yaptıkları cemevlerinin resmi bir statüye kavuşturulmasını istiyor.

‘Parantez içiyle oynamak yeter’
Şahkulu Sultan Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Avukat Mehmet Tural’a göre düzenlenecek bir Bakanlar Kurulu Kararı ile cemevlerinin temel masraflarının karşılanmasının yanında cemevinin kamu malı sayılmasının getireceği başka avantajlar da olacaktır.

“Cemevlerinin ibadethane olarak yasal statü taleplerine, hükümet yetkilileri  Devrim kanunlarından sayılan 1925 tarihli 677 sayılı yasanın engellediğini söyleyerek karşı çıkmaktadır. Oysa bunun  gerçeklerle ilgisi yok. Zira anılan yasanın 1. maddesinde  kapatıldığı sayılan yerler arasında cemevi yoktur. Kapatılmasına kararlaştırılan yerler tekke ve zaviyelerdir  olarak tasrih edilmiştir. Cami ve mescit aynen bırakılmıştır. Dolayısıyla bu itiraz hukuki ve ahlaki değildir. Aldatmacadır. 2002 yılında Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde çıkarılan 2002/4100 sayılı Bakanlar Kurulu kararında elektrik abonesi bazı kişi ve kuruluşların bu bedelleri ödemekten muaf tutulmasına ilişkin kararı vardır. Bu kararın  2/f maddesinde muaf tutulan ibadethaneler bölümü parantez içinde cami, mescit, kilise, havra ve sinagog olarak sıralanmıştır. Şayet bu parantezin içine cemevi de dahil edilirse cemevleri de elektrik ve su paralarından muaf olacaklardır. Ayrıca aynı kararnamenin 3. maddesinde  ibadethanelerin elektrik gideri “Diyanet İşleri Başkanlığıtarafından takip eden yıl bütçesine konulacak ödenekten ödenir”  hükmü  vardır. Dolayısıyla bu olay öyle yasa değişikliklerini bile gerektirecek bir olay değildir. Bir Bakanlar Kurulu kararıyla kısmen halledilebilecek bir olaydır.”

‘Aleviliğin yayılmasından korkuluyor’
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Kara çözümün kolay olmasına karşın gerçekleşmemesinin siyasi nedenleri olduğunu savunuyor.

“Alevilik ayrı bir inanç olarak görülmeye başlandığında sorun çözülecek. Bu kabul edilmiyor. Alevilik tebliğci bir inanç olmamasına rağmen, Sünni İslam açısından tehlike görüyorlar ve bir inanç olarak tanımak istemiyorlar. Yani alınan karar siyasi olduğundan gene siyasi bir kararla da çözülebilir. Elbet bunun bir kısmı anayasa ile çözülecek şeylerdir. Ancak düşünün cemevlerinin ibadethane olup olmadığını Diyanet İşleri Başkanı’na soruyorlar. Böyle yaklaşınca da tabi çözümsüz kalıyor. Biz bugüne kadar kimseye sormadık ibadethanemizi! Şimdi de Diyanet İşleri Başkanı’na soracak değiliz. Hükümet de topu taca atmaktan vazgeçerse sorun çözülür. Artık Alevilerin varlığını reddetmek sorunu çözmüyor, bunu herkes anlamalı.”

 ‘Belediyeyle ciddi sıkıntı yaşıyoruz’
Cemevlerine destek konusunda yasal düzenlemelerin yapılmaması konuyu belediyelerin anlayışına bıraktığından Alevi yurttaşlar ibadetlerini gerçekleştirmek için büyük özverilerde bulunuyorlar. Bu özveriler arasında zaman zaman ötekileştirilmek de yer alıyor. Hacı Bektaş Veli Kültür ve Dayanışma Derneği Esenler Şubesi yöneticilerinden Hüsnay Ağırgöl İstanbulEsenler’de yaşadıklarını anlatıyor:

“Mahalleli ile değil, belediye ile sıkıntımız var. Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu ile. Beş katlı binanın altını tuttuk ibadet yapıyoruz. Mutfakla ibadet yerimiz bir arada. Sığmıyoruz.Doğalgaz, soba yok, elektrik sobası ile millet titreyerek ibadetlerini yapıyor. Giderimiz aylık 2000 TL. Zar zor ödüyoruz. Cemevini ayakta tutmaya çalışıyoruz. Belediye Başkanı’nı 12 İmamlarınMuharrem yemeğine çağırdık. Geldi. Ortamımızı gördü,  “burası size yeter de artar bile” dedi. Kaymakam bize iyi yaklaşıyor ancak, belediye hiç destek olmuyor. Bağcılar Belediyesi de AKP’li ama, oradaki cemevine katkısı bulundu. Etkinliklerine katılıyor. Sohbet ediyoruz. Cemevinin etrafını, girişini yaptı. Nevşehir’deki  Hacı Bektaş’a katkıda bulundu. Bizim, Esenler’in bazı çalışanları da kötü davranıyor. Çöp poşeti dağıtılırken belediyeden gençler iyiydi. Ancak, bir seferinde gelen şoför “buraya verilmeyecek” diye bize poşet vermedi. Bizi ayırıyorlar. Esenler’de çok cami var, bizim bir cemevimiz yok.” 

 ‘Asıl sorunu yaratan inkârcı resmi ideoloji’
Yüzleşme Derneği Başkanı Cafer Solgun yeni anayasa çalışmaları kapsamında inanç özgürlüklerinin güvence altına alınabileceğine değiniyor.

“Aleviler ibadetlerini kendi imkanlarıyla oluşturdukları cemevlerinde yerine getirmektedirler. Devlete düşen bu mekanları, Alevilerin kabul ettikleri anlamıyla tanımaktır. Soruna yol açan Aleviler değil ki, inkarcı resmi ideoloji. Yani devletin ta kendisi. İlla bir formülden bahsedilecekse, yeni anayasa çalışmaları kapsamında din ve vicdan özgürlüğünün herhangi bir kayda kuyda tabi tutulmadan güvence altına alınması ve devletin din-iman işlerinden elini tümüyle çekmesidir.”

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız