PAYLAŞ

fffffffffffffNil MUTLUER

Sorunun Alevilerle Sünnilerin arasında değil her iki kesimin de devletle ilişkisinde yaşandığını söyleyen Diyanet İşleri Başkanı Görmez ‘Alevi evlerinin işaretlenmesi, inancından dolayı bir kişinin dışlanması gibi olaylar başlı başına bir fitnedir’ diyor

Alevi Açılımı için nasıl bir yaklaşım hedeflenmişti? Çalışmalar bu hedefe uygun gelişti mi? Çeşitli Alevi kurum ve kişilerin bu konuya olumlu olumsuz yaklaşımları oldu. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Alevi açılımı her şeyden önce bir hükümet girişimi olarak ortaya çıktı. Sürecin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi için doğrusu Diyanet İşleri Başkanlığı konuya hiçbir şekilde müdahil olmamayı tercih etti.

Öncelikle Alevi vatandaşlarımızın makul talepleri ve düşünceleri ile ilgili ciddi bir ortak hafızanın oluşmasını başlı başına önemli bulduğumu ifade etmek istiyorum. Ayrıca birlik ve beraberliğimize kastedilen bir mekân olan Madımak Oteli’nin kamulaştırılması ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi müfredatına Alevilik ile ilgili önemli ünitelerin yerleşmiş olmasını da bu çalışmanın müspet neticeleri olarak görüyorum. Şahsen aynı vatanı, aynı coğrafyayı, aynı kültürü birlikte paylaştığımız ve ben Ehl-i Beyt yolunun Anadolu’da şekillenen Alevilik öğretisine mensubum diyen her kardeşimizin, her vatandaşımızın her türlü sözünü, şikayetini, talebini, eleştirisini, kemâl-i ciddiyetle dinlemeyi, değerlendirmeyi, empati yapmayı hem insani, hem İslâmî bir vazife addediyorum.

Asıl sorun art niyet
Sürecin içinde doğrudan yer almadığı halde sorunun bütün boyutlarıyla birlikte ele alınması ve çözüm yolunda sağlıklı adımlar atılabilmesi konusunda Başkanlığımızı haksız ve çoklukla da duygusal nedenlerle eleştiren kardeşlerimizin hissiyatına saygı gösteren bir çerçeveyi koruma konusunda her zaman hassas davrandık. Çalışmaların iyi niyetle ilerlediğinden kuşkum yok. Hiç kuşkusuz sorundan beslenen, sorunu kendi siyasi ve sosyal sermayesi olarak görenlerin tavırları her zaman olacaktır; ama bize düşen konuyu soğukkanlılıkla, serinkanlılıkla çözüme ulaştıracak adımlara destek olmaktır. Olumsuz yaklaşımlar konunun vuzuha kavuşturulması söz konusu olduğunda ciddi bir sorun değil. Asıl sorun art niyet ve yanlış bir analizi, sözüm ona makulleştirici duygusal çözümlemelerden medet ummak. Bizim vazifemiz her halükarda müspet hareket etmektir. Menfi hareket etmek değildir.
Biz özü itibariyle herkesin inancını bütün yalınlığıyla ortaya koyması ve inancının gereğini yaşayabilmesinin önündeki tüm engellerin kalkması taraftarıyız. Dini tezahürlerin farklı olarak ortaya konulması hem insani, hem de tarihsel bir gerçekliktir. İnsanları ne tek bir dine inanmaya ne de inanılan o dinin tek bir yorumuna göre yaşamaya mecbur etmeye hakkımız olabilir. Bu anlamda tek tipçiliği savunmak insanın tabiatına da tarihsel gerçekliklere de aykırıdır. Önemli olan birlikte yaşamanın temellerini oluştururken herkesin empati duygusuyla hareket etmesidir. Yeri gelmişken şunu da belirtmek isterim ki, Alevilik sorunu Sünni kesimle Alevi kesimin birbirleriyle olan bir sorunu değildir. Çünkü Aleviliğin zıddı Sünnilik değildir. Aleviliğin karşıtı Emeviliktir. O da tarihte kalmıştır. 1000 yıldır bu topraklarda birlikte yaşamış olan bu insanlar hiçbir zaman esaslı bir çatışmanın içinde olmamışlardır. Kendi varlıklarını diğerinin yokluğuna bağlamamışlardır. Bu sorun daha çok her iki kesiminin devletle olan ilişkisinde yaşanmıştır.

Tektipleştirici uygulamalar
Birlikte yaşamanın temelleri tarihsel tecrübemizde mevcut olmakla birlikte maalesef yeni zamanların referans ve tecrübe birikimini hiçe sayan uçucu, nevzuhur söylem ve ideolojileriyle birlikte bütün dünyada hem etnik, hem dinî, hem de herhangi bir dinin içindeki farklı inanış ve yorumlar, modernleşmenin tek tipleştirici uygulamaları karşısında savunmasız kalmıştır. Bu noktada bütün inanışlara saygı duyan tarihsel tecrübe, ne yazık ki yeni bir forma kavuşturulup güncellenememiş ve bu konu sadece bir sorun olarak tartışılmıştır. Dolayısıyla yeni süreçte modernleşmenin söz konusu yaklaşımları toplumsal bir paradigma kabul edilerek bu sorunların üstesinden gelinemez.

Teolojik statü talebi
Gerek anayasa gerekse kanunlar düzeyinde var olan bu anlayışı zihin ve gönül dünyamızdan da kaldırabilirsek farklılıkların tezahürüne imkân tanıyabiliriz. Aksi takdirde herkes kendi kabulünü hakikat olarak ortaya koymaya çalışır ve bunu topluma dayatabilir. Aslolan her yapının legal düzlemde kendini ifade edebilmesi ve örgütlenebilmesi olmalıdır. Aleviliğe gelince bu konuda sorun teşkil eden husus, Aleviliğin kendi tarihinde ve geleneğinde olmayan bir teolojik statünün talep edilmesidir. Ne Devletin ne de Diyanet’in böyle bir teolojik statü verme yetkisi yoktur. Alevilik hakkında sürekli yeni tanımlar üretmek, Ehl-i Beyt yolunu, Alevilik öğretisini kurumsal ve toplumsal bir statü tartışmasına feda etmek, aslında yol büyüklerinin felsefesine de aykırıdır. Zira Ehl-i Beyt yolu başka coğrafyalarda güç ve siyaset yoluna dönüşürken, Anadolu’da gönül yoluna, gönülleri terbiye etme metoduna dönüşmüştür.
Bugün Alevilik üzerine 1000 yıllık tarih yok sayılarak konuşulamaz. Bugün Alevilik üzerinde konuşmak sadece bireysel bir inanış meselesi değil; aynı zamanda bilimsel ve tarihsel bir konudur. Bütün bu müktesebat yok sayılarak yeni tanımlar ve bu yeni tanımlar üzerinden yeni talepler gündeme geldiği zaman tereddütler çoğalır.
İnanışların içeriğini belirleme hakkı o inanış mensuplarına ait olsa da bu, onun üzerinde bilimsel anlamda analiz, değerlendirme ve yorum yapılamayacağı, fikir yürütülemeyeceği anlamına gelmez. Bir toplum kesimini bilimsel olarak alan uzmanları değerlendirebilir.

İslam’dan koparma istismardır
İnanç gruplarının zaman zaman siyasi ve politik bir aygıtın aracı olarak istismar edilmesi üzüntü vericidir. Bu istismarın uluslararası boyutlara ulaşması daha da üzücüdür. Aleviliği, İslâm’dan koparma çabaları, Aleviliği Alevilikten koparma gayretleri uluslararası bir mühendislik çalışmasıdır. Uluslararası düzeyde bir istismardır. Bu istismar ancak Aleviliğin otantik kaynaklarına dayanarak ortaya konulan doğru bilgi ve özgürlük alanı genişletilerek önlenir. Biz Başkanlık olarak tüm toplumsal sorunların hiçbir vatandaşımız dışarıda kalmayacak şekilde çözülmesini toplum barışı adına istiyor ve destekliyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı bir devlet kurumu da olsa, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana oldukça siyasi bir öneme sahip. Zira, yıllardır dini alanın nasıl yaşanması gerektiği konusunda devletin bir organı olarak rehberlik yapıyor ve bu konuda hizmet veriyor. Günlerdir Türkiye’de Alevilik meselesini her konuştuğumuzda söz Diyanet’e geliyor, çünkü kurum farklı dönemlerde Alevilik, cemevleri gibi konulardaki açıklamalarıyla özellikle Alevilerin dikkatini çekti. Diyanet İşleri’nin son dönem Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Alevilik meselesine oldukça hassas yaklaşıyor. Başkanlığa geldikten sonra, Alevilere karşı toplumdaki önyargıları kırmak için gerçekleştirdiği ilk faaliyetler arasında Cemevi ziyaretleri yer alıyor. Ayrıca, Diyanet’in yayınladığı Alevilerin klasik eserlerinin Türkçeleriyle tercümesi gibi orijinal bilgilerin topluma kazandırılmasını oldukça önemsiyor. Konu hassas olduğu için görüşmemizde üzerinde durduğumuz noktaları olduğu gibi iki gün boyunca yayımlıyoruz.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in göreve geldikten sonra Alevilere karşı toplumdaki önyargıları kırmak için yaptığı faaliyetlerden en dikkat çekeni cemevlerine ziyaretleri oldu. Görmez “Önemli olan birlikte yaşamanın temellerini oluştururken herkesin empati duygusuyla hareket etmesidir” diyor.

 ‘İşaretlenen evlerin önünde beklerim’
Alevi meselesi içerisinde tarihsel sıkıntıları barındıran bir mesele olduğundan hemen çözülmesi mümkün olmasa da, halen devam eden önyargılardan kaynaklanan ayrımcılıklar ve husumet devam ediyor. Alevilerden bu konuda evlerinin işaretlenmesi, inançlarını açıkça ifade edememeleri, kendilerini ifade ettiklerinde ortamdan dışlanmak, işlerini kaybetmek gibi şikâyetler geliyor. Siz de açıklamalarınızda konunun hassasiyetine değinmiş ve Alevi yurttaşlarla dayanışma mesajı vermiştiniz. Diyanet olarak işin siyasi boyutuna bir netlik getirmeniz mümkün olmasa da, gündelik hayatta olan bu husumeti gidermek için neler yapılabileceğini düşünüyorsunuz?
Alevi meselesinin tarihsel yönü Alevi kardeşlerimizin tarihsel gerçekliğiyle ilgilidir. Yani nevzuhur bir anlayış değildir. Bunun tarihsel izleri vardır. Ancak bu, tarihsel sıkıntıları içinde barındırır demek değildir. Alevilerin bugün varlığı, zorluklar ve sıkıntılar olsa da bize tarihsel olarak asimilasyonun olmadığını gösterir. Yani bu inanç, tarih boyunca yaşayan bir gelenek olarak devam etmiştir. Bu çok anlamlıdır ve önemsenmesi gereken bir durumdur.
Tarihsel ve geleneksel anlayışta inanç grupları birbirlerinden farklarını ortaya koyarlar ve dini literatürde farklı olanların varlığı kabul edilir ve yorumlanır. Ancak hiçbir zaman bu bir husumet sebebi değildir. Yani inancından dolayı dini literatür bir grubu yok etmeye ve onları, inancını yaşamaktan alıkoymaya cevaz vermez. Bu farklı dinlerde de olsa böyledir. Bu durum aynı dinin içindeki farklı yorum ve anlayışlar için de geçerlidir. Bundan dolayı tarihsel tecrübemizde Batı’da olduğu gibi ne dini ne de mezhepsel bir savaş ve çatışma olmamıştır. Mesela Çaldıran savaşı, bir mezhep savaşı değildir. Mahza politik bir savaştır. Bunu ve tarihimizde yaşanan benzer acıları bugün ayrışmanın ve çatışmanın referansı yapmak tarihsel beraberliğe haksızlık sayılır. Ve böyle bir tarih okuması bize bir şey kazandırmaz. Politik ayrışmaların yoğun olduğu dönemlerde bir malzeme olarak kullanılan Sünnilik ve Alevilik ayrımı ile zaman zaman bir çatışma ortamı var edilmek istenmiştir. Bunun denemeleri yapılmıştır. Ancak öncelikle Alevi kardeşlerimiz başta olmak üzere toplumumuz bu oyunlara gelmemiştir. Yaşananlar analiz edilmiş ve hangi odaklarca yapılabileceği konusunda tartışmalar yapılarak bu tarz fitneler bertaraf edilmiştir. Şurası iyi bilinmelidir ki bu topraklarda yaşanan Sünnilik hiçbir zaman Ehl-i Beyt yolunu, Aleviliği yok sayan, ötekileştiren bir yapı olmamıştır. Bu, hiçbir sıkıntının yaşanmadığı anlamına da gelmez.

Dilimiz kuşatıcı ve besleyici
Alevi kardeşlerimizin herhangi bir şekilde ayrımcılığa maruz kalmaları hatta bunu hissettiklerini düşünmeleri oldukça rahatsız edici bir durum. Başkanlık olarak bu konuda her zaman hassasiyet içinde olduk. Mevcut durumun daha da iyileştirilmesi konusunda daima kuşatıcı ve besleyici bir dil kullandık. Alevi evlerinin işaretlenmesi, inancından dolayı bir kişinin dışlanması gibi olaylar açık yüreklilikle ve dini literatürle söyleyecek olursam başlı başına bir ‘fitne’dir. Fitne Kur’anî bir tabirdir. Fitne savaştan beter görülmüştür. Bu noktada Başkanlık olarak bize düşen görev, toplumsal bir fitnenin oluşmaması için halkımızı aydınlatmaktır.
Hatırlarsanız, Alevi evlerinin işaretlenmesiyle ilgili haberler basına yansıdığında ben samimi olarak “Gerekirse o evlerin önünde beklerim” açıklamasını yapmıştım. Biz gerek hutbelerimizle gerekvaaz ve irşad faaliyetlerimizle gerekse Alevi-Bektaşi Klasikleri gibi yayınlarımızla buna yönelik çabalarımızı ortaya koymaktayız. Böylece toplumda ortak bir bilinç oluşturmaya yardımcı oluyoruz. Alevi ve Sünni kardeşlerimizin aynı ağacın bereketli birer dalı olduğunu ifade ediyoruz. BirMüslüman olarak sadece Alevi kardeşlerimize karşı değil tüm insanlığa karşı bir mükellefiyet içinde olduğumuzu zaten her fırsatta, hemen her programda dile getiriyoruz. Müzminleşen sorunları kararlılıkla ve doğru bilgiye bağlı kalarak aşma konusunda Başkanlığımız her zaman insanlığın ortak vicdanında karşılık bulan seslere kulak vererek adım atma çabası içinde olmuştur, olacaktır.

Zaaflarımızla üzerine gidemeyiz
Politik ve siyasi mühendislik çabalarıyla farklılıklar üzerine bina edilmek istenen çatışma ortamının oluşmaması için herkesi sağduyulu olmaya ve birlikte yaşama kültürünü ihya etmeye çağırıyorum. Şurası iyi bilinmelidir ki zaaflarımızla bu meselelerin üzerine gidemeyiz. Zaaflarımız ancak siyasi mühendislik çalışmalarına katkı verir. Ve tabii ki bu mühendislik çalışmalarına fırsat veren inanç gruplarıyla ilgili engeller varsa, bunu ortadan kaldırmak gerekir. Bu fitneyi ateşleyecek her türlü istismara açık konular, bir an evvel ortadan kaldırılmalıdır.
Şahsen bu işaretlemelerle ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğümüzün nezdinde konunun bizzat takipçisi oldum. 27 Şubat 2012 tarihinden bugüne kadar 13 ilde toplam 28 işaretlemenin 13’ünün tek tek aydınlatılmış olması sevindiricidir. Asıl sevindirici olan ise işaretlemelerin, zannedildiğinin aksine vatandaşlarımıza yönelik doğrudan su-i niyet taşımamış olmasıdır. Diğerlerinin de en kısa zamanda aydınlatılmasını bekliyoruz.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız