PAYLAŞ

Bir Yası Kerbela Orucu’nu daha geride bıraktık. Alevi inancı hakkında “tartışma” ve “araştırma” adına bu kadar spekülasyonun yapıldığı bir dönemde orucun adı bile doğru düzgün ifade edilemedi. Kimi “Yas-ı Matem Orucu” diyor. Eş anlamlı iki sözcüğü bir arada kullanmak belagat ve edebiyat açısından başlı başına bir derya olan Alevilikte olası değil. Birileri anlamını, içeriğini, tarihçesini bilmeden ulu orta kavram kullanıyor!… Aleviler iki oruç tutarlar. Birincisi Arabi (Hicri Takvime göre) Muharrem ayı içinde tutulan Yası Kerbela Orucu, İmam Hüseyin Orucu ya da 12 İmam Orucu’dur. İkincisi ise 14/15/16 Şubat günlerinde tutulan Xızır orucudur. Yası Kerbela orucu Muharrem ayı içinde tutulduğu için “Muharrem Orucu” diye de adlandırılır. Ancak doğru kavram Yası Kerbela, İmam Hüseyin ya da 12 İmam orucudur.  Yası Kerbela Orucu 12 gün tutulur. Aleviler, Kerbela’da İmam Hüseyin’in yanında bulunan ve Yezit orduları tarafından katledilen 14 Çocuk için Yası Kerbela orucunu üç gün önceden başlatırlar. Buna şehit edilen çocuklara saygı ve yas anlamında “14 Masumu Pak Orucu” denir.

Bu yılki Yası Kerbela Orucu’nda devletin tutumu her zamankinden biraz farklıydı. Sanki “Devlet katında Alevilik kabul görmüş” gibi “Aleviliği devletleştirme/İslamlaştırma” çalışmasına hız verildi. Kimi “Alevi kurum yöneticileri” ve “Dedeler” de buna zemin hazırladı. Örneğin AKP hükümeti tarafından kurulan “Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu” ve bağlı “Dernekler” Alevi inancında olmayan bir durumu Aleviliğe monte etmek için canhıraş çaba içindeydiler. “Muharrem iftarı” veren devşirmeler davetiyelerinin üzerine “Muharrem de bizim Ramazan da” yazmışlar. Bu çok gülünç ve inançsal etikten yoksun bir söylemdir. Evet Ramazan Müslümanların oruç ayıdır. Ancak “Muharrem orucu” dedikleri Yası Kerbela orucu Alevilerin orucudur. Ki ikisinin birbiri ile hiçbir ilgisi yoktur. Aleviler için lanetin, zulmün, katliamın adı olan Muaviye İslam tarihinde “Kur’an katibi, Sahabe” olarak adlandırılır ve ululanır. Aynı şekilde Alevilerin adını dahi anmak istemediği veya lanetle adlandırdığı Yezit İslam tarihinde “muteber bir halife” kabul edilir.

Alevi uluları, velileri, Hak aşıkları “Her ağacın kurdu özünden olur!” demiş. Alevilik ulu bir çınardır. Ulu çınarın “kurdu” da “özünden oluyor.” Adıyaman’da Dedekargın Halifesi Baba İshak/Baba İlyas’ın yol sürdüğü Bızırin (Ortanca) Köyü Kahta ilçesinin iki Alevi köyünden biridir. Bızırin’de “Kahta Belediye’sinin katkıları ile” bir “Yas evi” açılmış. Aslında cemevi demekten çekindikleri için “Yas evi” demişler. Bakın açılışta ne olmuş!!! Buradaki “Alevi” ileri gelenleri sıkılmadan, yüreği incinmeden adını dahi anmak istemediğimiz birilerini “Açılışa davet” edip “Namaz kıldıktan” sonra “Yas evini açmışlar!!!” Bu rezalet güya “Hoşgörü adına” yapılıyor! Utanmadan, sıkılmadan cemevine “ Ucube” diyen zihniyetin milletvekili “Cemevinde namaz kılıyorlar!!!” Mesele “Namaz kılmak” değil. Kendi inancında dürüst olan bir İslam cemevinde namaz kılabilir. Ancak cemevine “Ucube” demekle Aleviliğe “Ucube” demiş olan bir siyasetin temsilcileri değil “Namaz kılmak” içeri girmeleri bile zulümdür. Kaldı ki Kahta’da yaşanan rezalet ifade etmekten utandığım olaylardan sadece biridir. Tarihin her döneminde onca baskı, sürgün, zulüm, katliam ve soykırıma karşın Alevi Yol Uluları “Gönül kalsın yol kalmasın!” diyerek Yolu yaşattılar. Ve Yol pak olsun diye Yol için can feda ettiler. Şimdi kimi devşirmeler “İhale almak” kimileri “Hoşgörülü görünmek” bahanesiyle Yola kirlerini bulaştırmaya çalışıyorlar.

Alevilerin yurttaş topluluğu olarak, pirleri, dedeleri ve Alevi kurumları aracılığıyla elbette devlet/hükümetle ilişkisi olacaktır. Demokratik ve inançsal talepleri dile getirilecektir. Ancak devlete, hükümete kul köle olmak ayrı, devlet ve hükümetle olması gereken ilişki ayrı bir durumdur. İnançsal ve tarihi bilinçten yoksun pejmürde kişilerin devlet ve hükümetle ilişkiden anladığı “Devleti efendi, ben hizmetçiyim!” mantığıdır. Aleviliğin temel düsturlarından biri tevazudur. Şahı Merdan Ali “Ne kadar yücelik aradımsa tevazuda buldum!” der. Ama bazı “Aleviler” mütevazılıkla köleliği eş değer görüyorlar. Aleviliğin ve Alevilerin yolun gereklerince arınmasının tam da zamanıdır. Bu anlamda “Alevilik nedir?” sorusu çok gereksiz ve yersiz bir sorudur. Asıl cevaplanması gereken “Aleviler ne yapmalıdır?” sorusudur. Gelecek yazılarda bu konuyu ayrıntılı olarak tartışmak dileğiyle Yası Kerbela Orucu tutan ve Aşure lokması paylaşan canların hizmeti Hak Divanı’nda makbul olsun…

Söylemeden geçemeyeceğim. 26 Ekim 2012 Pazartesi akşamı davetli olduğum Ankara Şinasi Sahnesinde sergilenen Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi/ Tiyatrosu’nun “Kürtçe Hamlet” oyunu görsel/sanatsal açıdan mükemmeldi. Yönetmen ve oyuncuları, oyun bitiminde toplumsal barış ve demokrasi adına mesajlar veren Belediye Başkanı Sayın Osman Baydemir’i ve Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ı mesajında “Samimi” olduğuna inanmak isteyerek kutluyorum!”

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız