PAYLAŞ

Dere Laçinu- (Dere lâçi-Laç Deresi) Bu isim birileri için sadece “dere” adı olabilir. Fakat De’simli biri için dipsiz bir kuyudur. Binlerce çığlığın ve acının hala feryat ettiği, taşlarının titrediği bir kuyu.

Yivıse Sey Khali, Sılê Phıti,  Aliyo Qız, Qemeré Murexani, Xemé Cıvé Keji,  Xemedé Mizêli, Cıvlayiré Mîrzêli, Wuşené Xırancıke, Dawbera Xıdıre Qem, Lertikra Mirzeli, Medina, Xemêde civlayiri… bu isimler başkasına anlamsız hatta garip gelebilir, De’simli için dik duruş, cesaret ve onurun sembolüdür.

Tozlu tarih sayfalarının arasında elbet olağanüstü direnişler var. Laç Deresi direnişi; bu onuru fazlasıyla hak etmiştir. Birilerinin dediği gibi, o toprakta bir ayaklanma ya da isyan yoktu. Silâhsız, savunmasız, mazlum bir halk vardı. Yapabildikleri en son şeyi yaptılar, kaçarken aynı zamanda çığlıklarını geleceğe ulaştırabilecek sesi yaşatabilme mücadelesi.  Laç deresi bir destandır, onun ruhunu ancak genleriyle o acıyı bu güne taşıyabilenler anlar. Halkını ve diğer çocukları kurtarabilme savaşında, kendi çocuğunu boğarak öldürebilmek, tüylerinizi ürpertebilir. Sanırım bunu da ancak düşmanın eline geçmemek için el ele tutuşup, kendini uçurumdan boşluğa bırakan De’sim kadını anlatabilir.

Demanlılar’ın dediği gibi; “ölümüzü düşmana rüşvet olarak sundular” Ya da yaralı olarak ele geçirilen çocuğu, başımız b

elaya girer düşüncesiyle, düşmana teslim edenler. Bunun adı denge mi, karşıt güçlerin aynı vücut içinde savaşı mı, ben isimlendiremedim. Fakat,  irdelenmiş tarihte şunu gördüm, her 4-5 yılda bir De’sim de deprem olmuş, volkan patlamış, kasırga çıkmış ve talan edilmiş. Bir ülke düşünün ki tüm gücüyle bir depremin yarasını yirmi yılda saramamış, o şehri eski canlılığına kavuşturamamış. Yokluk, açlık, ölüm, savaş ve yıkım coğrafyasında çocuğunu doyurabilme savaşının adı “eşkıyalık” olmuş.

Pir Sultan Abdal dönemini araştırırken, padişaha yazılmış bir belge okumuştum. Diyordu ki “Halk vergiler altında o kadar ezildi ki; şu anda çocukları kesip yiyecek duruma geldi.” Binlerce yılın baskısı, kıyımı, çaresizliği, yokluğu ve zulmü bu gün bitti mi peki? Bitmeyen faili meçhul cinayetler, orman yangınları, barajlar, sürekli göç, korku, yokluk, fakat en tehlikelisi “kişiliksizleşmek-kimliksizleşmek” tüm hızıyla devam ediyor.

Binlerce yıllık kadim felsefe, içi boşaltılarak çürük bir ceviz gibi birilerinin sofrasında; bir o yana bir bu yana y

uvarlanıyor. Binlerce yıllık “Zone Xızıri-zone mâ-Kırmanciki” UNESCO’NUN DA belirttiği gibi alarm veriyor. Dört taraftan sürekli sıkıştırılan bir mengene içinde, günden güne şeklini ve özgün yapısını kaybeden bir felsefe. Belki çoğu insan farkında değil ama bu dil bir hazine, içinde felsefenin (Raê-Ra Xızır’ın ) öğretileri şifrelenmiş ve yok olmak üzere.

Ne acıdır ki yurt dışında ve yurt içinde Alevilik-Kızılbaşlık ile ilgili yetkin Raewer’lere (dedelere) Xowtumal’in anlamını sordum. Kaldı ki b
Sonuç mu? Ritüeli anlatsalar da (oda tam değil) sözcüğün anlamını kimse ritüelle kaynaştıramadı! Bunun gibi kaç örnek var aslında!u Ra Xızır’ın en önemli ritüeli, De’sim’in en önemli bayramıdır.

Bu dil üzerinde yapacağınız tek bir ses değişikliği, sizi onarılması mümkün olmayan hataya sürükler, bunu ancak Ra Xızıri felsefesini kavrayanlar sezinleyebilir. Dil-kültür-felsefe birbirine sıkıca sarılan kilit taşı gibi, birini yerinden oynatınca hepsi yıkılıyor.

Asım Bezirci’nin bir yazısında şu cümle vardı; “sistem ya da emperyalist güç; şalvar-sakal ve sarık giyer gerici olarak size saldırır. Kravat, takım elbise giyer mebus olarak size saldırır, smokin giyer bürokrat olarak saldırır, komşun olur, kardeşin olur onun bin bir yüzü vardır.” De’sim’in yapısı; zorunlu nedenlerden dolayı, endemik olarak kalabilmiş nadir bir yapıdır. Kızılbaşlığı-“ışık yolunu” De’sim de yaşanan “Ra Xızır” (Hızırın yolu) inancını çözemeden bir yere oturtamazsınız. Bu da dil içine şifrelenmiştir. O nedenle De’sim ile oynamak, “ışık insanı” yapısını bozmak demektir, Kızılbaşlığın içini boşaltarak, Ortodoks inançlar arasına sıkıştırılarak  boğulmasını izlemek demektir.

Dere laçi, aslında bir ayna, gençlere kendilerini görebilecekleri bir şans. Bu ayna ya geçmişten günümüze hain yapıyı ya da gerçekten De’sim için mücadele etmiş onurlu yapıyı size gösterecek. Bu aynaya bakmak cesaret ister, çırılçıplak kendini görmek böyle bir şey.

Romandan kısa bir alıntı ile sonlandıralım;

“Ya tije hometh/ Ya kâinatın ışığı!

Ma motazé mıxeneti meke,/ Bizi onursuza muhtaç eyleme, 
Vıle çewt meverde,/ Boynu bükük bırakma,
Békeşiye u béçaréni,/ (Kapıkulluğunu) Kimsesizliği ve çaresizliği,
Zawzéçé ma memısne,/ Çoluk çocuğumuza yaşatma,
Xıraviye mara duri bere./ Fesadı, kötüyü kapımızdan uzak tut.”

Dua bile şaşkın, dört taraf akbaba, “tarih öncesi tanrıların ruhu ölüm kokar”, kargalar leş peşinde. Kartallar, buğday tanesi olmuş harmanda, savrulur ihanetin nefesinde, keskin bir koku çığlığa biner, güneşe hale olmuş insan bedeni, duman yükselmekte yakar genizleri.

Toprak kırmızı, çift kişiliktir bu kaçış, üstelik ürkek ve güçsüzdür adımlar. Kızıl toprakta beş parmak izi, hattat elinden çıkmıştır her bir satırı; yürek âlim olmadıkça, okunmaz meramı. Güneş çizer bedenin hatlarını, gölge koşarken beden peşinde, çöker ruhun üstüne, ardında yüzlerce çaresiz yürek; ulaşamaz bedenine ruh, çok gerilerde kalmıştır, yetim acizliği çöker bulutlara. Annesini yitiren bebek gibi çaresiz, bedeninden öteye dil bilmez ve üstelik sağır.

Silâhlar toplanmıştı iki yıl önce, huzura gerekçe gösterilerek. Peki neydi suçları? Yüzlerce kez bu soruyu düşündü, onca anıyı ardına savurarak. Kanat çırpar acılar, feryatlar kızıl kan, titrer kelebek kanadında kırk can, şahitliğe dayanamaz Laç Kayalığı, usulca ortadan yarılır ikiye.

Parmaklar dolaşır ölü beden saçında, cem-i ayinde döner pervanedir ayaklar, hırçın akar sel gibi,  gözyaşı ile yıkar evlâtlarını Laç Deresi. Dumanlı başıyla bir mağara, alnında yüzlerce kırışık, bakarken kaderine üzülerek, binlerce yılın acısı kayıt tutmuştur, puslu gözler belleğinde.

Not; KİBELE YAYINEVİ STANDI 24 kasım 2012 cumartesi, TÜYAP (İstanbul-uluslararası kitap fuarı) saat 14-18 arası imza. (Xarde u Kore- Sahipsiz Çığlıklar (Roe De’sim)-Dere laçi-son üç roman)

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız