PAYLAŞ

Turan ESER

AKP, 10 yılını “millete efendilik taslayanlar gitti, millete hizmetkâr olanlar geldi” sözleriyle özetlerken, bu ifadenin başta Aleviler olmak üzere, ayrımcılığa maruz kalmış ve diğer toplumsal kesimler açısından bir karşılığı yoktur. Aleviler ve farklı toplumsal kesimlerin kültürel kimlik sorunlarına, Türkiye’deki insan hakları sorununa, adalet anlayışına, toplumsal barış ihtiyacına, demokrasi, özgürlükler ve bireysel/kollektif haklar açısından baktığımızda, iç acıcı bir on yıldan bahsetmek mümkün değildir.
AKP, cumhuriyet döneminin yerleşik din ve devlet ilişkisinin kurumları olan Diyanet, İlahiyat, İmam Hatipler, Kuran Kursları, din dersleri, dini vakıflar ve 90 bin camiden beslenen,  12 Eylül darbesi, 28 Şubat darbesi ve 2001 kriziyle İslamcı siyasetin desteklendiği siyasal İslamcı bir proje ve neo liberalizmin ürünü olarak hayatımıza girmiştir. “İçerde ve dışarıda sıfır sorun”, “kültürel kimlik haklarını savunacağız”, “özgürlük alanlarını genişleteceğiz” ve “herkesin hükümeti olacağız” gibi vaatlerle iktidar olan AKP, bugün bakıldığında vaatlerini gerçekleştirememiştir. İçerde sıfır sorun yerine, sorun yaşanmayan alan, kurum ve toplumsal kesim kalmamıştır. Kültürel kimlik sorunlarını çözme vaatlerinin yerini, Alevilere, Kürtlere, Gayri Müslimlere ve diğer azınlıklara yönelik ayrımcılık uygulamasındaki artışlar ve nefret söylemi üzerinden bu kesimlerle gerilime ve çatışmaya dayalı ilişki almıştır.


NASIL BİR TÜRKİYE, HANGİ ÖZGÜRLÜK?

AKP hükümetinin on yılda Alevilere yönelik ayrımcı tutum ve politikalarını daha objektif olarak değerlendirmek için, genel olarak Türkiye’de nasıl bir “demokrasi” ve “özgürlük” ortamında bulunduğunu ve “İleri demokrasi” nutuklarının yerini nelerin aldığına bakmakta fayda var. 700 civarında Kürt siyasi tutuklu ana dilde savunma yapmak için ölüm oruncundadır. 2500 öğrenci, 8 milletvekili, binlerce insan siyasi düşüncelerinden dolayı, 99 gazeteci sadece AKP’ye muhalif olduğu için cezaevine atılmıştır. 2000 civarında insan cezaevinde ölmüştür. “Özgürlük” vaatleri, yerini 15 bin 506 web sayfasının erişimini engellemeye, ana akım medya, muhalif basın ve yayın kuruluşlarına sansür, baskı ve işten attırmalarla müdahale etme hakkına bıraktı. Demokratik bir hak olan toplantı, yürüyüş ve gösterilerde güvenlik güçlerinin şiddet, biber gaz, cop, panzer ve tazyikli su kullanmak rutin bir hale gelmiş ve gösterilere yapılan müdahalelerde 6 kişi öldürüldü, 271 kişi yaralandı, 2 bin 604 kişi gözaltına alınıp, 418 kişi tutuklandı. “Dur” emrine uymadı mazereti gösterilerek 19 kişi öldürüldü. Faili meçhul cinayetler devam etmektedir. Türkiye AİHM’de açık farkla en fazla insan hakları ihlali yapan ülke konumundadır. Basın özgürlüğü açısından 179 ülke arasında 148. sıradadır. “Melez” damgası yemiş Türkiye’nin olmayan demokrasisi, 167 ülke arasında, 88. Sıraya yükseldi. Sadece olmayan “demokrasimiz” değil, bizzat cumhuriyetin kendisi de dinsel, etnik, sağcılık, erkek ve patron karışımı “melez” durumdadır.
AKP kültürel kimlikleri istismar edici politikalara yelken açan bir sürecinde mimarıdır. Örneğin Alevi açılımından, Alevilerin oturduğu evlerin işaretlendiği, fişlendiği, Ramazan davuluyla tacizlerin arttığı, mahallede, okulda, bürokraside, devlet kurumlarında, mezarda, yargıda, iş dünyasında ve siyasette ayrımcılığın arttığı, Madımak katillerinin aklandığı, insanlık suçunun zaman aşımına uğratıldığı, AKP yandaşı çakma Alevilerin ve çakma Alevi derneklerin kurulduğu bir süreç çıktı. Daha da önemlisi, Alevi açılımı adı altında Sünni açılımlar yapıldı. Kürt açılımından tutuklamalar, sindirme, şiddet, çatışma, ölümler ve toplumsal kutuplaşma doğmuştur. Roman açılımında ise, AKP’li belediyelerin Sulukule ve diğer bölgelerinde yaşayan Romanlara ait yerleşim yerlerini talan etmesi ve yandaşlara peşkeş çekilen arsa spekülasyonları çıktı. Toplumun “belki bu sefer” diye kandırıldığı, yeni siyasi sahte vaatlerden, otoriter diktatörlük, tekçilik, mezhepçilik, ayrımcılık ve nefret içeren bir siyasal üslup çıkmıştır.
AKP hükümeti on yıldır sağlık, eğitim, ulaşım ve iletişim gibi “Kamu Hizmetleri”ni yandaş ve İslamcı piyasaya peşkeş çekerek özelleştirirken,  “özel ve kişisel alan”a ait olan bedene, aileye, dine, inanca ve vicdana müdahale ederek kamulaştırmayı daha çok tercih ediyor. “Kürtajı yasaklama” “üç çocuk” beklentisi, Diyanet üzerinden vicdanı ve dini kamulaştırmak için 135 bin imamlı ve 90 bin camili Türkiye projesi teokratik ve totaliter rejimleri hatırlatmaktadır.
Bizzat Başbakanın ve Diyanet İşleri Başkanlığı görevlilerinin Cemevlerini “ucube” gören ve itibarsızlaştıran ifadeleri ile Diyanet ulemaların cemevinin ibadet yeri olmadığına ilişkin fetvalarını referans göstererek karar veren Yargıtay ve TBMM, cemevlerini tanımayan kararlara imza atıyor. Yani Erdoğan’ın yalana dayalı ve mesnetsiz olan “yargıyı dedeler yönetiyor” ifadesi aslında, referandumla birlikte yargının ulemanın vesayetine teslim edilmesinin ve Alevileri, dedelerini, cemevlerini itibarsızlaştırmanın mazereti olarak kullanılmıştır.

ALEVİLERİN TALEPLERİ AKP’NİN SAMİMİYETSİZLİĞİNİ DEŞİFRE EDİYOR

Alevilerin varlığı, gücü ve demokratik hak talepleri AKP’yi ve devleti tedirgin etmektedir. Çünkü Alevilerin talepleri AKP hükümetinin samimiyetsizliğini ve devletin mezhepçi, anti laik konumu deşifre ediyor ve uluslar arası ölçekte tartıştırıyor. Alevi talepleri ve argümanları aynı zamanda Türkiye’deki sözde laiklik anlayışını, iktidarı koruyan sözde demokrasi oyununu ve iktidarı ve egemenlerin Türk-İslam Sentezine dayalı sözde hukuk adaletini, 89 yıldır süregelen din ve devlet ilişkisindeki tutarsızlığı, Sünni-Hanefiliğe dayalı mezhepçi tekçiliği, dinsel ayrımcılığı deşifre ediyor.

ALEVİLERE AYRIMCILIK, DEVLET  SÜNNİLİĞİ İÇİN AÇILIM VAR

Alevilerin taleplerine kısaca göz atacak olursak;
1.Alevilere karşı dinsel ayırımcılığa ve haksızlığa son verilmesi,
2.Alevilerin eşit haklardan yararlanma isteği,
3.Zorunlu din dersi ve Kuran-ı Kerim, Hz. Muhammedin hayatı gibi zorunlu-seçmeli derslerinin kaldırılması,
4.Alevi yerleşim bölgelerine cami yapılmasına son verilmesi,
5.Cemevlerine yönelik ayrımcılığın giderilmesi ve “ibadet yeri” statüsünün tanınması,
6.Gasp ve işgal edilmiş tüm Alevi-Bektaşi Dergahlarının Alevilerin tasarrufuna bırakılması,
7.Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması,
8.Her inanç grubunu kendini finanse etmesini sağlayacak „inanç vergisi“ sistemine geçilmesi,
9.Her türlü dinsel ve inançsal hoşgörüsüzlük biçiminin ortadan kaldırılmasını,
10.Cemevlerinin açılmasına engel teşkil eden tüm yasal mevzuatların değiştirilmesi,
11.Nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin tamamen çıkartılması olarak özetlenebilir.
Alevilerin bu talepleri farklı din ve inançlardan inanan herkes için, aynı zamanda inanmama hakkını kullananlar içindir. Bu talepler özgürlük ve laiklik karşıtı AKP iktidarına ve geçmişten bugüne süregelen devlet aklına karşı, demokrasi, laiklik, hukuk, eşitlik ve adalet dersi vermektedir.
Oysa AKP hükümeti ve devlet bu talepler karşısında, bugüne kadar tek işlevleri olan Sünni-Hanefiliğin dinsel ritüellerini, pratiklerini, kurumlarını  yangınlaştırıyor ve buna uygun finansman kaynaklarını artıyor.  AKP Alevi açılımı adı altında Alevi çalıştayları düzenlerken, Alevilerin yukarıdaki taleplerini karşılamak yerine, bizzat anti laiklik zemininde Sünni-Hanefi  açılımlar yapmıştır. İşte bunların somut örnekleri;
1.4+4+4 Eğitim Sistemi ile Türk İslam Sentezinin dini harcı artırıldı.
2.Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanunu meclisten geçti.
3.İmam hatip okullarına sınırsız alan tanındı.
4.İlahiyat fakültelerinin sayısı 3 katına, öğrenci kontenjan sayısı 4 katına çıktı
5.Zorunlu din dersinin AİHM ve iç hukuka aykırılığını düzeltmek yerine, 3 ayrı seçmeli din dersi kabul edildi. Zorunlu seçmeli Kuran-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in Hayatı dersi
6.2010 Temmuz: SHÇEK mevzuatını değiştirerek “Ünvan Değişikliği Sınavı” adı altında imamların yönetici olmalarını sağladı. Huzur Evlerinin kapısını tarikatlara ve cemaatlere açtı.
7.Aile İmamlığı ve Aile İrşat Büroları üzerinde dinsel tahakküm kurma mekanizmasına dönüştürülmüştür.
8.MEB, İl ve ilçe milli eğitim müdürleri ile okul müdürlerini Din dersi öğretmelerinden ve İlahiyatçılardan tamamlıyor.
9.İçişleri Bakanlığı, imamlık eğitimi alan bürokratlardan vali atıyor. 81 valinin her 7’sinden biri imamlık eğitimi almıştır. 12 valide doğrudan imam hatip mezunudur.
10.AKP Mele-Molla açılımıyla Kürt İslam Sentezine uygun yapılanmayı örgütledi.
11.Kuran kurslarında yaş sınırı kaldırıldı ve Kur’an kurslarının sayısı 12 bini aştı.
12.Tekçi ve mezhepçi Diyanet TV, kamu finansmanıyla yayına başladı.
13.Kamu bütçesiyle dini yayıncılıkta bir patlama yaşandı.
14.Cami sayısı AKP ile 30 bin artarak 90 bine ulaştı. Kamu kurumları ve okullar adeta mescitli hale getirildi.
15.İnsan hakları haftası yerine Kutlu Doğum Haftası AKP ile kutlanmaya başladı. Her yıl 20 bin civarında etkinlik kamu bütçesiyle yapılır hale geldi. Okullar artık Kutlu Doğum Haftası kutluyor.
16.Tüm Bakanlıkların ve kamu kurumların artık bir DİN BÜTÇESİ kalemi oldu.
17.2002 yılında 72 bin olan imam sayısı 125 bin imama çıkarıldı.
18.Türkiye’de Sünni-Hanefi dinciliğin finansmanı AKP ile artmıştır. 2003 yılında 771 Trilyon 267 Milyar ile genel bütçenin yüzde 0.50’sini Diyanete ayrılırken, 2012 yılında bu rakam 3 Milyar 891 Milyon TL’ye ulaşarak genel bütçeden Diyanete ayrılan pay yüzde 1.10 olarak iki katına çıkarılmıştır.


AKP’NİN ALEVİ AYRIMCILIĞI ALEVİLERİ SOKAĞA ÇIKARDI

Alevilere yönelik ayrımcılığın, Alevilerin hak ve taleplerine karşı siyasal İslamcı resmi ve sivil kesimlerin engellemelerine daha sık ve yaygın şekilde tanık olduğumuz bir süreç yaşanıyor. On yıldır, AKP hükümetinin devlet kurumları ve cemaatlerinde sivil alandaki inkârcı, asimilasyoncu, baskıcı ve ayrımcı kıskacına sıkıştırılmış olan Alevilerin acısı ve sorunları giderek artmaktadır. Özellikle Türkiye’de beş büyük kitlesel mitinglerinin örgütlenmesi, başta Madımak katliamı olmak üzere diğer katliam günlerindeki anma ve hakikatleri hatırlatma etkinliklerine onbinlerce insanın kitlesel katılımıyla gerçekleşmesi, Avrupa Alevi örgütlenmesinin onbinleri kucaklayan Köln, Bochum, Strasburg ve Berlin mitinglerinin AKP iktidarı dönemine denk düşmesi tesadüfü değil, bizzat AKP zulmüne ve ayrımcılığına yönelik Alevi tepkisinin dışa vurumudur. Yani AKP dönemindeki Alevi açılımında, Alevi ayrımcılığının, nefretinin, Aleviliği Sünni teolojiyle devlet içinde homojenleştirme eğilimi ve yaptırımları güçlendiği için, Alevi hareketinin sokağa çıkması gündeme gelmiştir.


AKP ALEVİLERİ SÜNNİLEŞTİRME EĞİLİMİNDE

AKP hükümetinin Diyanet İşleri Başkanlığı Stratejik Dairesiyle işbirliği içinde Alevileri Sünni-Hanefi anlayışı doğrultusundaki dindarlaştırma ve teolojik kimlik olarak homojenleştirme eğilimi, Alevi açılımının ve Alevi çalıştayların merkezine konulmuş ana hedef olduğu bilinmektedir.
AKP ve Diyanet İşleri Başkanlığı Alevilerin seküler hayatla barışık yaşamalarına ve devleti dinsizleştirmek için gerçek laiklik anlayışını savunuyor olmalarından pek hoşlanmamaktadırlar. Bu nedenle Aleviliği Sünni-Hanefi teolojiyle beslenmiş resmi din kurumları ve devletin resmi ilahiyatı içine çekerek eritmeye çalışıyorlar. AKP güdümlü ve AKP ile ortak çözüm bulacağını sanan kimi Alevi çevrelerde, AKP’nin Alevileri Sünni-Hanefilik ekseninde dindarlaştırma planına destek sunmaktadır. Oysa seküler hayatla barışık olan Aleviler yıllardır, resmi dine ve onun ilahiyatına benzemek istemiyor. Türkiye’deki inançsal ve toplumsal çeşitliliğin, kültürel kimlik haklarının, özgürlük alanlarının yasal olarak güvence altına alınmasını ve özel alandaki kurumsal örgütlenmelerine ilişkin ayrımcılığında durdurulmasını talep ediyor.


SonuÇ

Özetleyecek olursak, AKP hükümeti Alevilere ve diğer farklı inanç gruplarına yönelik ayrımcı düşüncesinden bir nebze olsun kurtulmuş değildir. İçinde tehlikeli tuzak barındıran bir “açılım” ile Türkiye, dünya ve Alevi kamuoyunu aldatmaktadır. Alevi katliamı fetvasıyla iz bırakmış şeyhülislam Ebu Suud’la gurur duyan zihniyet, Alevi cemevine “ucube” yakıştırmalarda bulunan yaklaşım, siyasal alanda Alevilere yönelik nefret ve ayrımcılık diline sığınmış hastalıklı bir akıl, Alevi sorunun çözmek değil ancak tıkamak için tutum alır. AKP kendi Alevisini yaratmak için onu devlet içinde homojenleştirmekten başka hiçbir çözüme yanaşmayacağı gerçeği kabul edilmelidir. Devlet Aleviler adına politika oluşturmak ve Aleviler adına karar verme hakkını paylaşmak istemiyor. Aleviler üzerinde kurulan sosyal baskı mekanizmaları ve ayrımcılık uygulamaları ve mahalle baskısı bir devlet ve İslamcı cemaatlerin politikasıdır. Çünkü devletin ideolojik genetik kodlarını oluşturan, Sünni-Türk İslam Sentezci tutumuna karşı mücadele edilmeden ve bunları koruyan devlet ve İslamcı iktidar anlayışına karşı durmadan sonuç elde edilmez.  Güçlü, geniş, birleşik sol bir muhalefet cephesinde güç birliği inşa edilerek ve toplumsal mücadelelerle buluşturan yaklaşımla, Alevilerin hak ve taleplerinin hukuksal, laiklik ve demokratik zeminde karşılanması mümkün olabilir.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız