PAYLAŞ

Devlet hapishanede tuttuğu yurttaşının sağlığından, can güvenliğinden ve yaşamından sorumludur. 50 Güne yaklaşan “Süresiz, dönüşümsüz açlık grevindeki” 650 can yaşam tehlikesi ile yüz yüzedir.

Türk/İslam dayatmasında inat eden AKP Hükumeti can kaybı mı bekliyor? Kürt sorununun çözümü için daha kaç insanımızı yitirmemiz gerekiyor? Bu sorun Kürt Halkının sorunu olmaktan çıkmış insanlığın vicdan ve adalet sorunu haline gelmiştir. Farklı etnik ve inançsal kimlikler söz konusu olduğunda nefret söylemini dilinden düşürmeyen Başbakan görülüyor ki “Müzakereden” yana değildir. “Mücadele” dediği şey ise nefret söylemleri ile toplumsal gerginlik, şiddet ve çatışma üretmektir. Kürt sorunu “Mücadele, müzakere” ikileminden çıkmış Türkiye insanının yaşam sorununa dönüşmüştür.

İnsanımızın yaşamı “Müzakere” konusu olamaz. Kaldı ki AKP Hükumeti “Süresiz, dönüşümsüz” açlık grevinde ölüm sınırına gelmiş canların yaşamını “Müzakere” konusu yapmaya bile tenezzül etmemektedir. Ancak darbelerde olabilecek yöntemlerle hapishanelere tıkılan gazeteci, siyasetçi, milletvekili, bilim insanı canların tıpkı 12 Eylül 1980 askeri darbesinde olduğu gibi haklarını savunabilecek bir tek canları kalmıştır.

Ana dil hakkı istemek, şiddet ortamı yerine toplumsal barışı istemek için canını ortaya koymaktan daha masum ne olabilir ki? Bir toplumun dili “Müzakere” konusu edilemez. Ana dil hakkı karşısında “Mücadele” etmek en basit tabirle zulümdür.

Kendi kurduğu televizyon kanalında Kürtçe siyasal İslam propagandası yapan AKP Hükumeti, tutukluların “Kürtçe savunma” hakkı söz konusu olduğunda “Gereğini yargıya havale” etmektedir. Bırakın ana dilde eğitimi, ana dilde savunmanın yasak olduğu bir ülkede hangi “İleri demokrasiden” söz edilebilir? AKP Hükumeti can kayıplarını önlemek ve Kürt sorununa çözüm ortamı sağlamak için “Süresiz, dönüşümsüz” açlık grevindeki canların isteklerini dikkate almak zorundadır.

Türkiye’nin 58 Hapishanesinde 650 insan “Ana dilde savunma, ana dilde eğitim, tecrit koşullarına son verilmesi, toplumsal barış” gibi demokratik taleplerle gün be gün ölüme yaklaşırken buna sessiz kalamayız. Ana dil hakkı bir can için kutsal bir haktır. Hapishane koşullarında bulunan insan için tecrit, hapis cezasının, ölüm cezasına dönüştürülmesidir.

“Süresiz, dönüşümsüz” açlık grevi bu günden sonra “Ölüm orucuna” dönüşmüştür. Can kayıplarını önleme ve talep edilen hakları sağlama konusunda umursamaz davranmak sadece hapishanelerde sorunun büyümesine yol açmayacaktır. Buna bağlı şiddet ortamının artmasından kaynaklı can kayıplarına da yol açacaktır.

İnsan en doğal ve kutsal değerleri olan dil, inanç ve toplumsal haklar ile bir bütündür. Ana dili yasaklamak, hapishane koşullarında tecrit uygulamak insanın sosyal, kültürel, psikolojik varlığına ve yaşama hakkına saldırıdan öte insanın varlığına kast etmektir.

58 Hapishanede “Süresiz, dönüşümsüz” açlık grevinde bulunan canların yaşam hakkı hükumetin sorumluluğu altındadır. Hükumetin, toplumsal barış hakkını, ana dilde eğitim hakkını, ana dilde savunma hakkını ne “Müzakere” ne de “Mücadele” konusu yapamaya hakkı yoktur. Açlık grevindeki canların taleplerini dikkate almak ve çözüm için görüşmek AKP Hükümetinin görevi ve sorumluluğudur.

Bu görev ve sorumluluktan kaçmak can kayıplarına yol açacaktır. Adalet Bakanlığı bir an önce gerekli ortamı sağlamakla yükümlüdür. Yarın bayram, kutsal bir gün. Tüm kutsallar yaşam ve insan içindir. Sayın Başbakan, Sayın Adalet Bakanı yaşamın kutsallığı ve insan uğruna var edilen kutsal değerlere inanıyorsanız sizleri yas yerine kutsalın yaşanmasına için gerekeni yapmaya davet ediyoruz.

(24 Ekim 2012/Ankara)

Alevi Bektaşi Federasyonu (Genel Yönetim Kurulu)

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız