PAYLAŞ

Sorunları Dillendirmek yetmiyor..

Can KASAPOGLU

Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) ‘2. Olağanüstü Büyük Kongresi’ gerçektende adına yaraşır biçimde gerçekleştirildi. Ahmet Taner Kışlalı salonu’nun içi, dışı, sağı-solu ve istikametini dolduran delegelerin yanı sıra Kürt halkının kongreye ilgisi beklenenin üstünde oldu.

Kongre, bundan evvelki kongrelerde olduğu gibi hemen devletin savcıları tarafından soruiturmaya ve kovuşturmaya uğradı. Yeniden Eş Genel Başkan seçilen Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak’ın yanı sıra 80 kişilik Parti Meclisi’de seçildi. Kongrede ayrıca BDP Akademik Siyasi Danışma Kurulu da oluşturuldu.. Sonuç olarak kongre bir çok açıdan olumlu geçti ve deyim yerindeyse ‘Mazlumların Kongresi’ oldu denilebilir..

****

Genel konuşmalar içinde BDP Eş Genel Başkanı Sayın Kışanak, Alevilere ilişkinde bir bölüm ayırdı..

‘Alevilere çağrı’ olarakta tanımlayabileceğimiz ve özellikle Alevilere, Alevi kamuoyuna ilişkin yapmış olduğu açıklam Gültan Kışanak Alevilere Seslendi..

Kışanak; ‘Hepimiz çok iyi biliyoruz ki mezhep temelli savaş bölgenin kapısın çalmış durumda. Türkiyede yaşayan Alevi yurttaşlarımız da bu politikanın ve 80 yıllık tekçi zihniyetin mağdurudur. Dersimden Maraşa, Çorumdan Sivasa Alevi yurttaşlarımıza sesleniyorum. Gelin tekçi zihniyeti birlikte kıralım. Sizlere dayatılan bu zihniyet Kürtlere de dayatılıyor. Bu statükoyu alaşağı edelim…Tüm ezilenlerin mazlumların mücadelesini Nuh’un gemisine benzetiyorum.Bu gemide tüm halklara kimliklere kadınlara ötekileştirilenlere yoksullara emekçilere yer var. Bir mücadele gemisi yaratalım. Buradan hepimizi özgür bir geleceğe taşıyalım. İki yıla yakındır eşbaşkanlık görevini yürütüyorum. Kritik süreçlerden geçerek bugünlere geldik. Bunu hepimiz biliyoruz. Binlerce kahraman yoldaşımızın emeğiyle ödediği bedellerin toplamıdır bu siyasi gelenek. Tarihi direniş destanının ta kendisidir. Büyük bir özgürlük yürüyüşüdür. Bu özgürlük deryasında emeğimiz bir damla olduysa ne mutlu oldu bize. Direnen ve bedel ödeyen halkımızın önünde saygıyla eğiliyor demokrasi şehitlerini minnetle anıyorum. Partimizin gerçek sahibi halkımızdır. Eksikler bize aittir. Burada sizin huzurunuzda halkımıza ve tüm halkımıza söz veriyoruz. Size layık olup sizinle mezara kadar yürüyeceğiz. Yüreğiniz ferah olsun. Bu mücadelede görev verdiğiniz hiçbir yoldaşınız size sırtını dönmeyecektir. Kararlılıkla özgürlük yürüyüşümüzü zafere ulaştıracağız.’ Dedi ve partisinin Alevilerin sorunlarına olan duyarlılığını bir kez daha ortaya koydu.

****

Gültan Kışanak’ın bu açıklamasını ki açıdan ele almakta yarar var ve bunu yazımın sonunda değerlendireceğim..

Gerek BDP’nin ve gerekse Demokratik Toplum Kongresi (DTK) daha önceleride zaman zaman bu türden açıklamalar yapmış, hatta DTK’nın öncülüğünde çok önemli ve döneme cevap olabilecek ‘Mezopotamya İnanç Çalıştayı’ vb etkinlikler gerçekleştirilmişti..

Çalıştaya başta Aleviler olmak üzere Suni, Ezidi, Asurî-Süryani, Ermeni, Rum, Arap, Mıhellemi gibi farklı inanç ve kültür temsilcileri katılım göstermişti..

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) İnanç Komisyonu tarafından düzenlenen Mezopotamya 1. İnanç Çalıştayı sonuç bildirgesindeise özetle; ‘Alevilere yönelik yok sayma politikalarının acilen terk edilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi yapıların lağvedilmesi ve inanç sahasının devletin müdahalesinden arındırılarak özerkleştirilmesi’ talepleri yer alıyordu..

DTK bu çalıştayda; ‘Alevilere yönelik yok sayma politikaları acilen terk edilmeli. Türkiye’de laikliğin çarpık bir anlayışla uygulandığına dikkat çeken çalıştayımız, bu uygulamaların Alevilik, Şafilik, Başörtüsü gibi meselelerde ciddi hak ihlallerine neden olduğunun altını çizmiştir. Yine bu yaklaşımlardan kaynaklı Türkiye’de yaşayan farklı inançlar, inançsızlar ve kurumlarında baskı altında olduğuna vurgu yapmıştır. Bu bağlamda laik devlet kavramı ile çelişen Diyanet İşleri Başkanlığı gibi yapılar lağvedilmelidir. İnanç sahası devletin müdahalesinden arındırılarak özerkleştirilmelidir.’ Gibi önemli açıklamalar yapmış idi..

****

Yine BDP Eş Genel Başkanı sayın Gültan Kışanak’ın Brüksel’de yapılan ‘5. Enternasyonal Dersim Konfernası’n da yapmış olduğu konuşma çok önemliydi. Sayın Kışanak; ‘Dersim 35-38 Soykırımı hala devam ettiriliyor’ belirlemesi yaparken devletin, Dersim üzerinde oynadığı veya oynamak istediği oyunlara dşkkat çekiyordu..

Tekrar yazının başına dönersek;

Şimdi bu vb açıklamaların olması, etkinlikler, çalıştaylar ve kongrelerde yapılan çağrılar vs hepsi gereklidir ve yerindedir..

Ancak bütün bunları salt çağrı olarak ele almak veya yaklaşmak ise bizleri (Hem Alevileri ve hemde çağrıları yapanları) yanılgıya götürür..

Kürt halkının vermiş olduğu özgürlük mücadelesinde belkide çok daha can alıcı, acil sorunları vardır.. Namlu, Kürdün ensesindedir ve son Kürt teslim alınmak istenmektedir.. Kürt ise buna karşı can-siparhane bir duruş sergileyerek yaşam mücadelesi vermektedir.. Bu bilinmektedir ve böyle olduğu konusunda ise en ufak bir kuşkumuz yoktur..

İşte sık-sık, ‘Mücadelenin ortaya çıkardığı muazzam koşullar’ dediğimiz nokta ise tamda burasıdır.. Evet, ‘muazzam koşullar’ ortaya çıkmıştır ancak bu muazzam koşulları yönetebilecek kadrolar ortaya çıkmamıştır veya çıkarılamamıştır buda ayrı bir gerçekliktir..

Bir başka deyimle siz istediğiniz kadar çağrı yapın. Karşınızdaki ‘Şer Cephesi ve İşbirlikçileri’nin çok ince ve sinsi politikalarını, siyasetini çok iyi analiz edemezseniz sonuçta çok fazla değişen bir şey olmaz.

Çok basit bir örnekle, devlet ‘Bektaşi’lik diyor ise sen ‘Alevi’lik diyeceksin.. Yok eğer Türk-İslam Faşizm sistemi ‘Alevi’lik diyor ise sen ‘Kızılbaş’lık demelisin..

Elbette sadece demek, ‘Dillendirmek yetmiyor’ günümüzde.. Bunun örgütlendirilmesi ise (Kürdistan, Türkiye ve Avrupa)buna ilişkin tecrübeli, ‘Aleviliğe inanmış ve öyle yaşayan’ları ile mümkündür.

****

Aleviler açısından ise ‘BDP’nin Alevilere Çağrısı’ olarakta tanımlayabileceğimiz sayın Kışanak’ın konuşmasını daha detaylı irdelenmekte yarar vardır ancak bu bir köşe yazısı ile detaylandırılamayacak kadar geniş ve uzundur.

Aleviler, sürece cevap olacak duruşu sergilemedikleri ölçüde kazanan, özgürleşen bir inanç değilde tutsak olmaya devam eden, sürekli olarak saldırılara ve baskılara, küçük düşürmelere karşı bir-iki protesto gösterisinden öteye geçmeyen bir kör düğüm içinde kalacaklardır..

Bunun içinde Aleviler ve kurumları, kurumların yöneticileri veya kanaat önderleri, (Pirleri, dedeler vb) süreci çok iyi okuyabilmelidirler..

Süreç; ‘Barış, Kardeşleşme, demokratikleşme’yi dayatmaktadır.

Ve süreç;‘Halkların ve İnançlarınınÖzgürleşmesi’ sürecidir..

Alevi’nin bu sürece ilişkin bir karşıtlığı düşünülebilirmi?

Hangi Alevi veya Alevi kurumu barışa, kardeşliğe ve özgürleşmeye karşı çıkmıştır veya çakacaktır?

Elbette hayır..

Ancak en son ‘7 Ekim’de Ankara’da yapılan miting sonunda sahneye çıkartılan bazı şahıslara ve söylemlerine bakıldığında bir başka korkunç tehlikenin kollarının Alevileri nasılda kıskaca almak istediğini görmek ve bunun gereğini yerine getirmek yine Alevi’nin kaçınılmaz görevlerinden biridir.

O halde süreç aynı zamanda Alevi’nin süreci değilmidir?

‘Direnerek Özgürlüğe Kavuşma’ şiarıyla Mazlumların, zalimlere karşı olan Kongresinden gelen çağrıya cevap olmak için daha ne bekleniyor?

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız