PAYLAŞ

Aysel TUĞLUK / DTK Eşbaşkanı ve Wan Bağımsız Milletvekili

Malatya’nın Doğanşehir ilçesi, Sürgü beldesi, Bağlarbaşı Mahallesi’nde davulcu ile Alevi-Kürt bir aile arasında yaşanan tartışma, ırkçı bir katliam girişimine dönüştü. Asılsız iddialar yayılarak eli taşlı ve sopalı onlarca kişinin ailenin evi etrafında toplanıp canına kastetmesi, olayların açıkça organize olduğunu gösteriyor. Biz bu katliamcı saldırganlığı Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan biliyoruz! Yüzlerce yıldır, ta Selçuklu’dan, Osmanlı’dan bu yana dağ köylerine hapsedilen, içe kapanmaya zorlanan Alevi toplumuna, büyük askeri seferlerle toplu katliamlara-vahşetlere maruz bırakılan Alevilere, bu kez Malatya Sürgü’de yine katliam uygulanmak istenmiştir! Bu olay açıkça bir katliam girişimidir!
Olay hükümet sözcülerinin söylediği gibi öyle basit ve büyütülmemesi gereken bir olay değildir. Aksine son derece önemsenmesi gereken vahim bir olaydır. Alevi yurttaşların korkuları ve hassasiyetleri yersiz değildir. Alevi toplumunun hafızasında Maraş, Çorum ve Sivas katliamları halen tazedir. Unutulmamalı ki daha geçtiğimiz aylarda, Maraş ve Çorum olaylarını hatırlatır bir biçimde Adıyaman’da, İzmir’de, Erzincan’da, Antep’te ve son olarak Didim’de, Alevi yurttaşların evleri, işyerleri işaretlenmiş; “Alevilere ölüm, Alevileri yakacağız” tehditlerini içeren yazılar yazılmıştır. O zaman da muktedirler, “birkaç çocuğun işi” diyerek olayları küçümsemek istemişti. Olayda siyasal sorumlulukları bulunan muktedirlerin, zaten daima bu türden olayları örtbas etmek için “büyütülecek bir hadise değil” türünden beyanatlar vermesi klasik bir hamledir. Ancak biz bu numaraları yutmayacağız. Olay gayet ciddidir. Bir aile sadece Alevi ve Kürt olduğu için evleri ırkçı yeşil faşistler tarafından sarılmış, taşlanmış, ahırları yakılmış ve katliam provası yapılmıştır. Sadece inancından ve etnik kimliğinden dolayı bir ailenin yok edilmek istenmesinin büyütülecek bir hadise olmadığını savunmak akıl tutulmasıdır! Unutulmamalı ki büyük yangınlar ufak bir kıvılcımla başlar.

Alevi toplumu tedirgindir!

Bu katliam girişiminin sorumlusu, yarattığı muhafazakar iklimle AKP rejimidir. Cemevlerinin ibadethane olmadığını buyuran “seküler” Yargıtay ve “dindar” AKP fetvalarının, 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nı çarpıtmaya çalışan Müslüman kılıklı ırkçılar tarafından insafsızca yayınlar yapılmasının, Başbakan’ın miting meydanlarında nefret suçu işleyerek Alevi kimliğini “afişe edip” yuhalatmasının yarattığı muhafazakar siyasal iklim, Malatya Sürgü’deki gibi katliam girişimlerine zemin hazırlıyor! 12 Eylül’ün Türk-İslam sentezi yaklaşımının, yeşil Türkçü faşist yavrusu olan AKP, katı bir mezhepçilikle toplumun geri kalan kesimlerini, Alevilere karşı kışkırtan bir mantığı egemen kılmaktadır. “Yurtta Sünnilik, dünyada Sünnilik” politikasıyla Ortadoğu’ya ve dünyaya bakan AKP rejimi, yurtta da Sünnilik kılıcını toplumun farklı inanç gruplarına karşı savurmaktadır. Suriye’deki rejimi ve Türkiye’deki ana muhalefet partisi liderini eleştirirken inançsal kimliklerine, mezheplerine, Aleviliklerine sanki bir suçmuş gibi vurgu yapıp nefret suçu işleyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Sivas’ta insanları diri diri yakanların davasının zamanaşımına uğramasından sonra “hayırlı olsun” diyen bir zihniyet, Alevi toplumunu tedirgin etmektedir. Dinler arası diyalogdan bahseden AKP rejimi, kendi toplumundaki Alevi yurttaşların farklılığını dahi kabul etmiyor, onların inancına şekil vermeye, onları zorla tanımlamaya çalışıyor. “AB”ci AKP, ne hikmettir ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Hasan Zengin kararına rağmen zorunlu din dersleriyle Alevi yurttaşlara yönelik asimilasyon politikalarını devam ettiriyor! AKP hükümetini bu çelişkili politikalarından vazgeçmeye çağırıyoruz! Alevi toplumu bu gibi katliam girişimleriyle karşılaştıkça AKP’nin “dindar nesil” konseptinin ileride hangi sonuçlara yol açacağına dair ciddi kuşkular beslemektedir. Alevi toplumu tedirgindir!

Neo Kemalist zihniyet

Bu tatsız olay vesilesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurarak devlet dini temelinde Alevi inancını kamusal alanın dışına iten; Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nu çıkararak Alevilerin dergahlarını kapatan Kemalist zihniyetin paralelinde durmanın abesliğini idrak etmeleri çağrısını Alevi yurttaşlara bir kez daha yapıyoruz. Hem Alevi yurttaşların yaşadıkları sorunların, hem de Kürt sorununun kökeni işte bu zihniyettedir! Kemalizmin, kapitalist modernitenin ulus-devlet formuyla tüm etnik-inançsal-kültürel kimlikleri homojenleştirme müdahalesi, hem Alevi kimliğine, hem de Kürt kimliğine inkar, asimilasyon ve imha pratikleri olarak yansımıştır. Yani tek tipleştirme, ulus-devletin kendi ulusunu programlayıp inşa etme uygulamalarının devindirici gücü konumundadır. Kapitalist moderniteye sarsılmaz bir itikatla kurulan Türkiye Cumhuriyeti ulus-devletinin temel ruhu ise bu temelde Türk-İslam sentezi anlayışı olmuştur. Bu sentezin ilk kısmı başta Kürtler olmak üzere tüm etnik yapıları Türkleştirme, ikinci kısmı ise başta Aleviler olmak üzere tüm inanç gruplarını ìSünnileştirmeî zorunun meali olmuştur. “Devlet dini” ve “devletin ulusu”nu yaratma uygulamaları aynı konseptin birbirini tamamlayan cüzleridir. Her ikisi de homojen bir toplum yaratma gayesindeki sosyal mühendislik projeleridir. Dolayısıyla Kemalist zihniyet ve onun neo versiyonu olan AKP’nin, Kürt sorunu ve Alevi toplumuna yaklaşım hususundaki politikaları zıt değil, bilakis paraleldir.

Çözüm Demokratik Özerklik’te

Öte yandan günlerdir hükümet yetkililerinin ve basının ilgi çekici sessizliğine rağmen Hakkari’nin Şemdinli ilçesinden ciddi haberler geliyor. Şemdinli’de günlerdir oldukça yoğun ve şiddetli çatışmaların yaşandığı, bu yoğun çatışma ortamı nedeniyle bölgedeki yüzlerce köylünün göçe zorlandığı ifade ediliyor. Söz konusu Kürtler ve Kürt sorunu olunca “şok haber gazeteciliği”ni aşamayan ana akım medyayı Şemdinli’de neler yaşandığını Türkiye kamuoyuyla paylaşmaya davet ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki, Şemdinli’de yüzlerce köylüyü göçe zorlayıp köylerini-mezralarını boşaltan güvenlikçi zihniyetle, Malatya Sürgü’de Alevilere katliam girişiminde bulunan zihniyet esasen, aynı madalyonun farklı yüzleridir. İstanbul Ayazağa’da da Kürt işçiler önceki gün ırkçı saldırının hedefi oldular. Bir tarafta Alevi inancı, diğer tarafta Kürt kimliği ve hakları inkar ediliyor; bir tarafta Alevilere katliam pratikleri, diğer tarafta Kürtlere imha pratikleri uygulanıyor. “Şu mektepler olmasa, maarifi ne de güzel idare ederdim” mantığı, bugün Aleviler burada yaşamasa Alevi katliamları engellenir, Kürtler olmasa Kürt sorunu da olmaz saçmalığıyla yeni bir kılık kazanmış durumda. Malatya Sürgü’de sorunu “çözmek” için Alevileri göç ettirmeye çalışan zihniyetle, Ayazağa’da Kürt işçileri linç etmeye çalışan ve Şemdinli’de yüzlerce Kürt köylüyü göçe zorlayan aynı zihniyettir!
Gözlerden ırak tutulmaması gereken bir diğer husus da Malatya Sürgü’de saldırıya uğrayan ailenin aynı zamanda Kürt olmasıdır. Bu hususun altını çizmek önemli, zira ülkenin müesses nizamı yıllarca korku politikalarının temeline 4K’yı (Kürt, Kızılbaş, Komünist, Kadın) yerleştirdi. İç mihrak olarak tanımlanan bu kategoriye karşı kırmızı alarm seviyesiyle eller tetikte oldu. Bu temelde, Alevilik ile Kürtlük arasındaki bağ koparılmak için “Anadolu Aleviliği” ve “Anadolu İslam’ı” gibi kavramlar uyduruldu. Bu kavramlarla söylenmek istenen Alevilerin hepsinin Türk olduğu, Kürtlerin Alevi olamayacağıydı! Yani yıllarca Alevilik kılığında Türkçülük propagandası yapıldı. Alevilik ile Kürtlük arasındaki bağ, adeta bir el çabukluğuyla, illüzyonla yok edilmek istendi. Alevi hareketi ile Kürt hareketinin buluşması istenmedi! Ancak Alevi yurttaşlar sahipsiz değildir.
Demokratik Özerklik’le tüm inançsal, etnik ve kültürel kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde radikal demokrasi esprisiyle özgürce bir arada yaşayabileceği bir pratiği hayata geçireceğiz. Çözüm Demokratik Özerklik’te!

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız