PAYLAŞ

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı,  Malatya, Doğanşehir İlçesi Sürgü Beldesinde Alevi Bir Aileye ve Alevilere Yönelik Saldırı ile İlgili Değerlendirme Raporudur

Malatya, Doğanşehir İlçesi, Sürgü Beldesinde Alevi bir aile ile Ramazan davulcusu arasında yaşanan tartışma sonrasında, alevi aileye yönelik, Sürgü beldesinde yaşayan  bazı Sünniler tarafından yapılan saldırının yaşandığı ilk gün ilk saatlerden itibaren; Vakfımız, bu saldırı ile yakından ilgilenmiş, Genel Başkanımız Ercan Geçmez  olayı öğrenir öğrenmez Ankara’dan yola çıkmış, bölge’deki şubeleri ve yöneticileri,  ile ailenin yalnız kalmaması için çaba sarf etmiş, vakfımızın tüm şubeleri ve yöneticileri, kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi ve bu saldırıya karşı duyarlı olunması yönünde çaba sarf etmişlerdir.

Genel Başkanımız Ercan Geçmez, Pazartesi sabah saatlerinde, bölgedeki şube yöneticisi arkadaşlarımızla birlikte Sürgü beldesine, gitmiştir. Aileyi ziyaret eden Geçmez, daha sonra bölgeye gelen siyasi heyetle birlikte; saldırıya uğrayan Evli ailesi, belediye başkanı, ramazan davulcusu, bölgede yaşayan Sünniler ve beldeye geç gelen Vali ile görüşmeler yapılmıştır.

Genel başkanımız Ercan Geçmez ve beraberindeki yöneticilerimizin izlenim ve değerlendirmeleri şöyledir:

Olay Münferit bir saldırı değildir.

Bu saldırı bir çok yönü ile değerlendirilmesi gereken ama en başta adı konması gerekirse, Evli ailesinin alevi kimliği nedeni ile uğradığı ve Alevilere yönelik bölgede yaşayan bazı Sünnilerin bir katliam kalkışmasıdır.

Bölge’de yaşayan  Sünniler saldırıya uğrayan aileye sahip çıkmamıştır.

Olay;

Saldırı’nın yaşandığı geceden birkaç gün önce, alevi aile ile ramazan davulcusu arasında, bir tartışma yaşanmıştır, Ramazan davulcusunun tacize varan bir şekilde Evli  Ailesi’nin evinin önünde davul çalması üzerine, aile tarafından uyarılmıştır.

Saldırının yaşandığı gün, ramazan davulcusunun tekrar aynı biçimde ve ısrarla evin önünde çalması üzerine, evin kadınlarından birisi dışarı çıkarak, “ Yeter, uyandık artık, çocuklar uyuyor git birazda başka yerde çal” uyarı üzerine, davulcu, kadına küfretmiş ve “Pis Kızılbaş! istersem gelir evinin içinde çalarım” şeklinde küfrüne devam etmiştir.

Daha sonra iddia edildiği gibi, aile tarafından davulcuya yönelik fiili bir saldırı olmamış, sözlü bir tartışma yaşanmıştır.

Bu tartışmadan sonra Ramazan davulcusu; Sünnilerin yaşadığı mahalleye giderek, Alevilerin, “Davulunuzu da sustururuz, ezanınızı da” diyerek kendisine saldırıldığını söyleyerek Sünnileri provake etmiştir.

500 ü aşkın, bir kalabalık, sopalarla, tekbir sesleri getirerek, Kızılbaşlara ve Kürtlere ölüm, sizi buradan sürgün edeceğiz diyerek  ailenin evine doğru saldırmış,evin camları taşlanarak kırılmış, duvarları taşlanmış,  aileye ait ahır ve samanlığı yakmaya çalışmış, ahırın ağaçları yerinden çıkartılıp, kırdırılmıştır. Silahlar ateşlenmiş, kapı ve pencereleri kırılmış, aileye fiili saldırıda bulunulmuştur.

Belde’de bulunan jandarma saldırıya geç ve yetersiz müdahalede bulunmuş, ailenin beldeyi terk ederek olayı kapatmaya yönelik girişimlere sessiz kalmıştır.

Bu saldırı ile ilgili sorulmasını gerekli gördüğümüz sorular vardır:

Bu saldırının gerçekleşeceği üç gün öncesinden güvenlik güçlerince  bilinmesine rağmen, neden bir tedbir alınmadı?

Yine, üç gün öncesinden bilinmesine rağmen, jandarma komutanı ve belediye başkanı neden izne ayrıldı?

Vali önce güvenlik zafiyeti yok dedi, sonra burada güvenlik zafiyetinin olduğunu kabul etti.

Burası bir hukuk devleti ise, saldırı öncesi yaşandığı ileri sürülen tartışma ve kavgadan sonra,  savcı devreye girmedi?

Saldırının yaşandığı günden birkaç gün önce beldeye dışarıdan gelenler kimler ve jandarma bunların kimliğini bilmesine rağmen, neden saldırı ile ilgilerini araştırmadı?

Daha önce bir partide üç kez seçimi kaybetmiş bir belediye başkan adayının aileyi tehdit etmiş midir? Adıyaman’daki  Alevilere ait işaretlenen evlerle ilgisi var mıdır?

Belediye Başkanı hangi cesaretle aileye beldeyi terk edin diyebilmiştir ve Belediye Başkanı hakkında herhangi bir soruşturma açılacak mıdır?

Bu davulcu, bu aile dışında beldede  başka alevi aileleri tehdit etmiş midir? Bu cesareti  kimden almıştır?

Malatya Valisi olaya neden çok sonra müdahil olmuş ve beldeyi neden 4 gün sonra ziyaret etmiştir? Sürekli kendi sitesinde olayın basit bir olay olduğunu ve bir davulcu ile bir aile arasındaymış gibi göstermeye çalışarak, ısrarla ailenin evine  tekbir ve Kızılbaşlara ölüm diye saldıran 500 kişiyi görmek istemiyor. Yoksa Vali’ye eksik bir istihbarat mı veriliyor?

Diğer yandan bu olayı sadece Sürgü’de yaşanan bir adli olay, ya da Alevilere yönelik sıradan bir saldırı olarak görmüyor, bu geçmişten bugüne devam eden katliam siyasetinin bir parçası olarak değerlendiriyoruz.

Şöyle ki;

Tüm katliamlarda olduğu gibi, önce basit bir nedenden Alevilere yönelik bir galeyanla, bir saldırı gerçekleşti. Saldırının nedeni olarak Alevi bir aile suçlandı. Sonra basit bir olaymış gibi yaklaşıldı Ve sonra alevi ailenin kenti terk etmeleri istendi. Bu tüm alevi katliamlarında izlenmeye çalışılan yolun aynısı idi.

Bu saldırı ve sonrasında yaşananlar

Diğer yandan; Maraş’ta olduğu gibi, Alevilerin Sürgü’de yaşadığı topraklar değerlenmeye başlamış ve bazıları için rantı ifade etmektedir.

Diğer yandan Sivas katliamında, saldırıyı sekiz saat boyunca izlemiştir. Burada da devlet yine olaya seyirci kalmış, ancak alevi kamuoyunun bu kez hızlı tepki vermesi üzerine geçte olsa müdahale de bulunmuştur.

Çözüme dair önerilerimiz:

Çözüme ulaşmak için önce yeni güncel sorunlardan başlayarak, sorunun kaynağını da bulabilmek gerekir.

Öncelikli olarak, Adıyaman’da, Malatya da, sürgü, de ve başka yerlerde Alevilere yönelik bu saldırılar, hükümetin Alevilere yönelik oluşturduğu nefret dilinden bağımsız değildir. Siyasetteki bu nefret dili sürdüğü sürece bu tür saldırıların yaşanması da kaçınılmazdır. Başbakanın Alevilerle ilgili her konuşmasından sonra, taşrada birilerinin bu cesareti bulması zor olmayacaktır.

AKP artık, “dindar ve kindar” bir nesil yetiştirme politikasından vazgeçmelidir.

Sorunun kaynağını ve çözümünün artık meclis olduğunu herkes kabullenmek zorundadır. Meclis, biran önce eşit yurttaşlık kavramını içeren bir vatandaşlık hukukuyla oluşan bir Anayasa yapma zorunluluğu çıkmıştır. Bu anayasa tekçi zihniyetten uzak herkesi Türk, Sünni ve Erkek olacağı zihniyetinden uzaklaşmış, insan hakları temelli, eşitlikçi, özgürlükçü, laik ve çeşitliliği kabul eden bir metin üzerinde yazılmalıdır.

Biz aleviler bir Sünni – alevi çatışmasına müsaade etmeyeceğiz. Çıkar odaklarının bilincindeyiz.

Ama şu var ki, aleviler artık hiçbir saldırı sonrası yaşadıkları kenti terk etmeyeceklerdir.

Bu ülkenin, köylerinde, mahallelerinde, kentlerinde, “Aleviler vardır ve Alevilik haktır.

Saygılarımızla.

 

 

Yorumunuzu yazınız