PAYLAŞ

Hıdır TEMEL   

Daha önce ,   olacağını eklemiştim. Yazıyı okuyanlar anımsayacaklardır! (Okumayanlar için ekte tekrar gönderiyorum). Yani, yeni düşünülmüş, son gelişmelerle ilgili bir yazı değil, daha önce planlanmış ama geciktirilmiş bir yazı. Gecikme için okuyuculardan (!) özür dilerim!

Yazılarımdan kendilerine pay çıkaranlar, alınanlar olabilir! İyi ki de öyle. Bugüne kadar yazılarıma verilen birkaç cevaptan hiç biri, istisnasız hiç biri, içerikle ilgili değil! ‘Gocunma’ ile ilgili…

 Bu yazıları kimse için kaleme almıyorum. Her şeyden önce kendim için kaleme alıyorum. Türkiyeli gruplardan ikisi kendisiyle yüzleşmekten kaçınıyor: siyasi olarak ‘sol’, inanç olarak ‘Aleviler’ kendileriyle yüzleşmekten kaçınıyorlar. ‘Hain’ olmamak için birkaç kişi dışında kimse bu başlangıcı yapmak istemiyor, kıyısında köşesinde dolaşıyor. Kendini bilen dışardan insanlar ise, uyarıyor, ancak içerden başlamasını bekliyorlar; çünkü yüzleşme budur, kendisiyle olur.  Ancak, yüzleşme geciktikçe sadece sorunlarınız artar, çözümü ötelemiş olursunuz! Bu yazılardan amacım bu yüzleşmeye hizmet etmek içindir; yoksa ruh hastalarıyla, yalaka ve dalkavuklarla tartışıp, uğraşmak için değil!

  

Dil Sorunu

 

Dilsizler haberin

kulaksız dinleyesi

Dilsiz kulaksız sözü,

can gerek anlayası

 

Dinlemeden anladık,

anlamadan eyledik

Gerçek erin bu yolda

yokluktur sermayesi

 

Yunus Emre

 

 Üç milyar senedir yeryüzünde yaşamın varlığından söz ediyorlar bilim insanları…

190 milyon senedir memeli hayvanlardan,

Sekiz milyon senedir insana benzer türlerden,

3,8 milyon senedir ayakları üzerinde giden mahlûklardan.

 

En az 12 000 senedir tarımın ve hayvan besiciliğinin yapıldığını biliyoruz.

 

İncil’e göre Tanrı önce nebatı, sonra hayvanatı, sonra da mahlûkatı yarattı. İnsanı kendi aynısından var etti ve doğaya hakîm kıldı.

Bir diğer yerde de önce insanı, sonra cenneti, sonra hayvanları yarattığından bahseder.

 

Semavi dinlerin ortak tanımlamalarıdır bu…

 

Adam (Adem), İbranice’de “topraktan oluşan” anlamına gelmektedir!

Eva (Havva), “tüm yaşayanların anası”. O da İbranice…

Havva topraktan olmamış, o Adem’in kaburga kemiğinden. O yüzden çamurlaşmak yalnız erkeklere mahsus, hem de ne çamurlaşma!

 

Yunan miteolojisinde Prometheus ilk insanı topraktan yapar. Sonra içine nefesini üfler ve onu uyandırır.

 

Tüm inançlar aynı kapıya çıkıyor: İnsan çamurdan…

 

İyi de, bu çamur konuşmayı nasıl öğrendi?

 

“Tanrı onları konuşturdu” desek, o zaman da bu kadar dilin varlığını ne ile açıklayacağız?

 

İnsan konuşmayı, esen, uğuldayan, kımıldayan, gürleyen, çatırdayan, çağıldayan doğanın taklidiyle öğrendi. İnsan dili kendi kendine geliştirdi; konuşan doğanın ve hayvanların taklidiyle. Konuştukça düşüncesi, düşündükçe konuşması gelişti! Derken yazıyı ‘icat’ ettiler. Çok değil, 5 bin yıl önce. 5 bin yıl önce icat ettikleri şeyi hala öğrenemeyenlerin veya öğretilmeyenlerin sayısı az değil yeryüzünde!

 

Dil ve düşünce, birbirini üreten, birbirlerinin ayrılamaz parçaları; Humboldt’un deyimiyle “bir kağıdın ön ve arka yüzü gibi; kağıdın arka yüzünü yırtmadan ön yüzünü yırtamazsınız”. İnsan dilsiz düşünemez! Dil düşünmenin aracı. İsterseniz deneyin, düşünürken içinizden konuşuyor bulacaksınız kendinizi! Kısacası, insanı insan kılan şey dilidir!

 

Düşünce dilin ürünüyse, dil de düşüncenin ürünü. Yani, ‘dervişin fikri ne ise, zikri de o’! Bir insanın düşüncesinin ne olduğunu dilinden, dilinin ne olduğunu düşüncesinden okursunuz!

 

Dillerin gelişmesi ve bugünkü hallerini alması binlerce yıl sürdü. Bazı diller diğerlerini etkileyip daha da zenginleştirirken, gelişemeyen dillerde öbürlerinin etkisiyle yok oldular. Şu an bile yeryüzünde onlarca dil kaybolmakta! Ne kadar az kelimeden oluşursa oluşsun, ne kadar gelişmemiş olursa olsun, her dil insanlık için büyük bir kazanç, büyük bir zenginliktir. Diller birbirlerini etkileyerek gelişirler. Sadece bu yüzden bile her dili korumak ve yaşatmak gerek!

 

Türkçe’de günlük konuşma dili 300 kelime etrafında döner. Bugüne kadar Türkiye Parlamentosu’nda konuşulan kelime 800. Daha 15. yüzyılda Fuzuli 3000 (üç bin) kelime ile yazıyordu; Voltaire 20000 (yirmi bin); Shakespeare 40 000 (kırk bin) kelime ile (kaynak: Çetin Altan).  Rakamları düşünürseniz, günlük konuşmanın sığlığı da ortaya çıkar. Günlük konuşma dili yalnız anlaşmak içindir, sığdır. İnsanı fazla düşündürmez, geliştirmez. Geliştirme ve düşündürme dili olması için sanatsal ve felsefi içerik taşıması gerekmektedir. Şiir dili olması gerekmektedir!  Destan dili olması gerekmektedir! Masal dili olması gerekmektedir! Rivayet(mitoloji) dili olması gerekmektedir! Roman dili olması gerekmektedir! Dilin felsefe ve bilim dili olması gerekmektedir. Bunların olabilmesi içinse, tüm bu sayılanları ve sayılmayanları önce düşünceye, sonra dile yüklemek gerekmektedir! “İnsan toplulukların gelişmesi, her şeyden önce dil ve edebiyatlarının ilerlemesine bağlıdır” diyor Namık Kemal.

 

Dinler ve inançlar da doğrudan dille ilintilidirler. Din ile dil arasında da ayrılmaz bir bağın olduğu, din ve inançlar geliştikçe kendi dillerinde terminolojilerini de geliştirdiği yadsınmaz bir gerçek. Din ve inançların ‘ortak bellekleri’, ancak kendi kullandıkları dilde oluşur. Kendi ibadet ve ritüel dilini geliştiremeyen inançlar ve dinler de yok olmak zorundadır; çünkü kendini geliştiremeyen, zenginleştiremeyen, yeniden üretemeyen her düşünsel olgu yok olup gider. Ortodoks Sünniliğin karşısında, yalnız bir inanç olarak kalmayıp, düşünmenin ve davranışın da prensibi olmuş Alevilik,ağırlıklı olarak şiire, müziğe, felsefeye dayanır. Kısacası dilsiz olmaz!

 

Bir kurum ya da inanç adına ortaya çıkanlar, her şeyden önce temsil ettikleri kurumun veya topluluğun dilini, terminolojisini, ortak belleğini iyi bilmek zorundadırlar. Bunları iyi bilmek de yetmez, ayrıca çok ustaca kullanmak gerekir. Çünkü dil kullanılması en zor ve en etkin araçtır!

 

Sadece kendi toplulukları ve inançları ile ilgili ‘bilgi’ yetmez, bu topluluk ve inançların içinde yaşadıkları, onları çevreleyen kültür gruplarını da çok iyi tanımak ve bilmek zorundadırlar.

 

Bir topluluk adına söyleyeceğiniz söz her şeyden önce düşünülmüş, olgunlaştırılmış, olumsuzluklardan ayıklanmış, çocuksu ve gülünç olmamalıdır!

 

“Kelecilerin pişirgil

Yaramazını şaşırgil

Sözün us ile düşürgil

Demegil çağada bir söz”

 

“Sözlerini pişir (olgunlaştır)/ Yaramayanları ayıkla / Akıllıca düşün / Çocuksu söz söyleme” diyor Yunus Emre!

 

Kendilerini Alevi Kurumları’nın öncüleri ve sözcüleri kabul edenler, Alevi Terminolojisi’ni iyi bilmek zorundadırlar. Alevi inancının üzerine yapılandığı hümanizm temelini unutmamak zorundadırlar.  Hümanist bir temele, bunun zıddı nefret dili yakışmaz!

 

Alevilik adına konuşanlar, Hacı Bektaş’ı, Mansur’u, Yunus Emre’yi, Pir Sultan’ı, Fuzuli’yi, Şeyh Bedreddin’i ve daha onlarcasını bilmek zorundadırlar.

 

Mansur’la ilgili ‘Enel Hakk’ dışında ne biliyorlar?

İçlerinde kaçı, dili en iyi kullanan şairlerimizden Yunus Emre’yi okuyor?

13 yaşında şair olan Şah Hatayi’yi?

Evrensel şairimiz Nazım’ı?

 

Şeyh Bedreddin’in adını söylemlerde kullanım dışında, Varidat’ı okuyan kaç kişidir?

Fuzuli’yi kaç kişi okuyor?

İbn-i Haldun’u bilen var mı?

Ya İbn-i Arabi’yi?

İstediğiniz kadar uzatabilirsiniz…

 

Peki, ama dil nedir? Konuşmak dil midir?

Sahi bu kişilerin ortalama kullandıkları kelime sayısı ne kadar?

Peki ya televizyonda, radyolarda program yapanlar, programa çıkanlar? Özel olarak mı seçiliyor ‘konuşma ve düşünce özürlü’ olanlardan?

 

Evet, Aleviliğin dağılmış ortak belleklerinin yeniden toparlanmaması için özel olarak teşvik ediliyor! Konuşanların kaçı bunun farkında bilemem, ama bu tür platformların özel olarak korunup kollandığı, herkesin bildiği bir gerçek. Özellikle başlıca televizyon kanallarına hep bu tür ve aynı kişilerin çağrılması da bu uygulamanın bir parçası!

 

Ağzı olan konuşuyor!

Konuşur!

Konuşuyor, konuşuyor da, bu konuşma neye ve kime hizmet ediyor?

 

İnsanın dili gönlünün aynasıdır!

 

Düşündürmeyen, geliştirmeyen, mesaj içermeyen, narsis, sadece konuşanın kendisini tatmin eden ve ezilmişlik duygusu içersinde olan insanları coşturan bir dil!

İçersinde sevgi ve saygı olmayan, hırçın, kinlendiren bir dil!

Ajitasyon ve slogandan oluşan, kompleks kokan bir dil!

Kısa vadede alkış getiren, uzun vadede zarar veren, içeriksiz, anlamsız bir dil!

 

Böyle bir dil evrensel dil olamaz!

Böyle bir dil herhangi bir topluluğun dili olamaz!

Aleviliğin dili hiç olamaz!

 

Bu dili kullanmanın bazı durumlarda işe yaradığı olabilir. Ancak sonuçta işler terse girdiğinde bu dili kullananlar hem kişisel olarak kendi gücünün sınırlarını öğrenerek acı bir ders alırlar, hem de temsil ettiklerini iddia ettikleri toplulukların ve kurumların sempati ve itibar kaybına neden olurlar!

 

Son on yıl içersinde gelişen, Türkiye ortamında Alevilere karşı gösterilen ‘taban sempatisi’ni görmeyi ve değerlendirmeyi bilemediler Alevi Kurum yöneticileri! Oysa Alevilerin kendilerini, öğretilerini ve amaçlarını, değer yargılarını ve sorunlarını anlatabilecekleri, kendilerine karşı oluşmuş ön yargıları kırabilecekleri ve kendi dışlarındaki toplulukları da kazanabilecekleri bu ortam ve zaman bilinçsiz kişilerin kastı yönlendirilmeleriyle heba edildi! Şimdi Alevi deyince hırçın, bilinçsiz, kurulmuş teyp gibi aynı şeyleri tekrarlayan, saldırgan, sempatik olmayan yüzler geliyor Türkiye insanının aklına!

 

Bu yüz Alevilerin güzel yüzü değil ve Aleviliği temsil etmiyor!

 

Ajitasyon ve slogan dili refleks hareketlerini güçlendirir, bu doğrudur; ama karşı tarafın (ötekileştirdiklerinizin) reflekslerini de aynı derecede güçlendireceğinizden kuşkunuz olmasın!

 

Bu söylenenleri başka inançtan insanlar her gün söylese sizin refleksleriniz nasıl olur?

 

Bir söz vardır halk içinde
Dahi söz var hulk içinde
Olmaya ki delk içinde
Deyesin çarkadağ bir söz

                                                  Şah Hatayî

 

Bu içinizdeki ve dışınızdaki ‘ötekini’ aşağılama dili, aşılması çok güç algı duvarları örer etrafınıza!

 

Refleksi geliştiren her şey akli olanı da engeller!

 

Kendisini kurban ve mazlum, kendi dışındakileri zalim ve hain gören, bozuk plak gibi ezberleri tekrarlayan, geçerliliği ve güncelliği olmayan, topu topuna 70-80 kelime etrafında dolaşan bir söylemi durmadan tekrarlayarak duyguları kabartabilirsiniz, ama mutlu bir gelecek kuracak düşünce zeminini kuramazsınız! Geçmişin dünyasına hapsolanlar, bugünün dünyasını algılayamazlar…

 

Bu dil Alevi Felsefesi’ni, Hümanizmini, İnancını temsil etmiyor!

Bu dil, çok sıradan ve sığ bir dil!

Bu dil, düşünce kıtlığına yol açıyor!

Bu dil Alevilere zarar veriyor!

 

Ezberleri sorgulayan,

olup bitenlere farklı bakmasını beceren,

geçmişini unutturmayan,

ama bugünün dünyasını algılamaya hizmet edecek bir dil gerekiyor Alevilere!

 

Katı ideolojik duvarların ötesine ses ulaştıracak bir dil!

 

Yüzlerce senedir ön yargılardan oluşmuş karşı zihniyetin, bağnazlığın duvarlarını aşacak ve yıkacak bir dil…

 

İnsanı insan kılan, insanı saygın kılan bir dil!

 

Sözü bilen kişinin,

yüzünü ağ ede bir söz

Sözü pişirip diyenin

işini sağ ede bir söz

 

Söz ola kese savaşı,

söz ola kestire başı

Söz ola ağulu aşı,

yağ ile bal ede bir söz

 

Kişi bile söz demini,

Demeye sözün kemini

Bu cihan cehennemini,

Sekiz cennet ede bir söz

 

Yunus şimdi söz yatından,

söyle sözü gayetinden

Pek sakın o sah katından,

Seni ırağ ede bir söz

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız