PAYLAŞ

Turan ESER

Diyanet İşleri Başkanlığı’na naçizane önerim şu; Sus! Susmuyorsan, kadını hedef alan Kürtaj Fetvası yerine 125 bin imamını bilgilendirerek ve bu imamların görev yaptığı 90 bin camide 20 milyon erkek cami cemaatine kondom hakkında bilgi veriniz ve kondom dağıtınız.

Yani, “Kürtaj için fetva değil, Aile Planlaması ve korunma için kondom ve bilgi dağıtın”

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Başbakanın “her kürtaj bir Uludere’dir” açıklamasını, ”Kürtaj haram ve cinayettir” diye bir fetva vererek destekledi! Laiklik ve inanç özgürlüğü karşıtı bu yaklaşım, 21. yüzyıl Şeyhülislamlığının modern hukuka karşı, devletin resmi İslam arşivine sığınarak, tıpkı Osmanlı dönemi şeyhülislamı gibi, padişahların suç ve günahlarını aklamaya yönelik fetva kurumu olduğunu bir kez daha teyit etmiştir.

Siyasi ve dini ulemanın,İslam temelli „kürtaj haram ve cinayettir“ fetvası, bilim ve hukuk dışı kavrayışla, kadının bedeni ve ülkenin nüfus ve aile planlama politikaları üzerine gerici açılımlar yapıyor. Söz ve kararın kendisine ait olduğuna dair tahakküm kurmaya çalışıyor. Bu itibar edilecek ya da saygı gösterilecek bir durum değildir. Zira hak ihlali ve ayrımcılık barındıran görüşler saygısız ve itibarsızdır. Toplumsal huzurumuz ve sağlığımız için ideolojik virüs etkisindedir.

Çünkü Uludere’li annelerin sorunu kürtaj değildir. Devletin Uludere katliamında öldürdüğü 34 çocuk ve genç “kürtaj ürünü”değildir. Uludereli anneler kürtaj yaptırmadı ve zaten hak olan kürtaja çözüm aramıyor. Uludereli annler doğurduğu 34 çocuğunu öldüren katilleri ve sorumlularını arıyor. Çocuk cinayetini işleyen devletin özrünü bekliyor. Kürtajı değil, Kürt sorununda demokratik çözümü bekliyor. Kürtaj değil, insanca ve hakça bir düzen istiyor. Uludereli anneler katliamda cinayeti ve günahı kürtajın değil, çocuklarını öldüren devletin ve bunu savunan diyanet işleri başkanının “günah ve cinayet işlediği” söylüyor.

21. yüzyıl Şeyhülislamlığının merkezi olan diyanet ve modern şeyhülislam Mehmet Görmez, kadınların hakkını ve eşitliğini savunmuyor. Çünkü bu zihniyet yapısının düşünsel haritasında hak ve hukukun sınırları resmi şeriat ile sınırlandırılmıştır. DİB, Anayasanın 10. maddesinde ifade bulan „Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür“ilkesini, yayınladığı „katli vacip“türü fetva ile yok hükmünden saymaktadır.

DİB Başkanı, Anayasanın 20. maddesinde yer alan “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.“ hükmünü yok sayıyor. DİB kürtaj yasağı çağrısı ile Anayasa’nın 10. 17. ve 20. maddesine aykırı davranmaktadır. Kendisini “Anayasal kurum” olarak tanımlayan, anti laik bir kurumun, Anayasa karşıtı beyanda bulunması olsa olsa, hak kullanmanın sadece Şeyhülislamların nevi şahsına münhasır yetkilerle ve güçle donatıldığı Türkiye’de görülür. AKP hükümetinin Diyanet ile birlikte siyasal ve teolojik açıdan kadını kuluçka ve mutfak makinesi haline getirmeyi hedeflediği net şekilde ortaya çıkmıştır.

BAŞBAKAN İSTEDİ, ŞEYHÜLİSLAM FETVA VERDİ.

DİB, Uludere katliamını kürtaj tartışması ile örtmeye çalışan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasal tuzaklarına destek olmak ve siyasi bir meseleyi teolojik görüşle destekledi. Bu destek için, “Kürtaj haram ve cinayettir, çocuk aldırmak cinayet hükmünde” türünden siyasi fetva yayınladı. Bu fetvanın ardından gelen tepki ve eleştirilere, “Başkanlığımızın günlük siyasetin konusu haline getirilmesi ve bunun bir parçası olmasına yol açacak bir davete muhatap olması üzücü olmuştur.” diyerek kendi yanlışlığını örtmeye kalkması ise, tam bir siyasi dinbazlıktır. Çünkü şeyhülislamın kürtaj fetvası bizzat başbakanın diyanete “görüşünü açıkla” talebi üzerine yapılmıştır. Tıpkı Osmanlı döneminde, padişahın şeyhülislamdan fetva istediği gibi olmuştur.

CUMHURİYETİN ŞEYHÜLİSLAMI HUKUK BİLMİYOR

Türk hukuk sisteminde kürtaj meselesi “Nüfus Planlaması Hakkında Kanun” ve “Türk Ceza Kanunu”olmak üzere iki ayrı kanunda birden düzenlenmiştir. Kanunlar ”10 haftaya kadar olan gebeliklerde herhangi bir şart aranmaksızın, doğrudan kürtaja imkân tanınmıştır” Hatta Türk Ceza Kanunun 99 maddesinin 6 fıkrası ”Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde, süresi 20 haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmez. Ancak, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir” diye belirtmesine rağmen, Başbakanın ve DİB’nın bu yasal güvencelere rağmen, aykırı fikir beyan etmeleri, gelecekte Kürtaj yasağını düzenleyecek bir kanun değişikliğinin ön haberi olarak okumak gerekir.

Daha da önemlisi „Nüfus Planlaması Hizmetleri“ hakkında çıkan birçok yönetmenlik, devletin aile planlaması hizmetlerini sıralarken, „Gebeliği önleyici eğitim, koruyucu sağlık hekimliği bilgileri, haplar, kondom önermek ve dağıtmak“ gibi birçok kamu hizmeti sunmalıdır. AKP hükümetinin bu alanda eksiklikleri gidermesi gerekirken, „kürtaj hakkını“ideolojik bir malzeme olarak kullanması manidardır. Ayrıca DİB kurumunun „Kürtaj Fetvası“ yayınlaması bu mevcut uygulamaya ve yürürlükte olan Nüfus ve Aile Planması anlayışını da aykırıdır. Bu nedenle Diyanet Başkanı Kürtaj fetvası yerine, Kondom önermek ve dağıtmak zorundadır.

KÜRTAJ HAKKI, ŞEYHÜLİSLMALARIN E-FETVALARINA FEDA EDİLEMEZ.

Kürtaj bir haktır. Hukuk devletininde dini saikle kürtaj hakkına karşıdevletin resmi ulemasının fetva yayınlaması, kadınların kendi bedenleri üzerindeki söz ve tasarruf yetkisini elinden alma girişimi asla kabul edilemez. 125 bin kişilik ordusu ile sadece erkeklerden oluşan diyanetin, erkek aklı ve erkek kararı ile kadınlar adına ve onların maddi ve manevi haklarına müdahale edici tasarrufta bulunma cüreti ise tam bir aymazlıktır. Diyanetin ve AKP’nin dinsel ve erkek egemen çizgisi, 21. yüzyıl siyaseti açısından ilkel ve özgürlük karşıtı bir yaklaşımdır.

AKP VEŞEYHÜLİSLAMLIK KADINI KULUÇKA VE MUTFAK MAKİNESİ GÖRÜYOR

AKP’nin Diyanet ile birlikte siyasal ve teolojik açıdan kadını kuluçka ve mutfak makinesine haline getirmeyi hedeflediği netşekilde ortaya çıkmıştır. Kadınların maddi ve manevi varlığına yönelik kürtaj ve benzeri uygulamalar, kadının kendi geleceğine yönelik kararı kadının değil devletin ve diyanetin vermesi anayasaya aykırıdır. Türkiye cumhuriyetinin hukuk sisteminde kürtaj yasal olarak kabul edilmektedir. Kadına tanınan bireysel bir hak olarak kabul görmüştür.

CUMHURİYETİN ŞEYHÜLİSLAMI SUSMALI VE FETVA HAKKI OLMAMALI

Kadının kendi bedeni üzerindeki maddi ve manevi hakkı devredilemez ve kişisel bir haktır.Şeyhülislamın ve devletin, kadın bedeni ve ruhu üzerinde söz hakkı ve yaptırım kararları asla kabul edilemez. “Türkiye’nin yüzde 99’u müslümandır” gibi mesnetsiz bir dayanakla, fetva üretilemez. Kadının bedeni üzerinde yapılan siyasal dinbazlık ve düzenbazlık tartışmalarıyla Türkiye’nin demokratikleşme ve sivilleşmesinin önü tıkanmaktadır. 21. yüzyılda insanlığın ve insan hakları düşüncesi doğrultusundaki gelişmeler ve açılımlar göz önüne alındığında, fetva devrinin kapandığı görülür. Türkiye’de ise insan ve hak odaklı bir gelecek kurmak isterken, ulemanın gericilik ekseninde geliştirdiği düzenleme ve uygulamalarla, insanın maddi ve manevi hayatı üzerinde dinsel ve ideolik tahakküm mekanizması kurulmaktadır.

DİNCİ VESAYETİ GÜÇLENDİRECEK VE YAYGINLAŞTIRACAK FETVALAR

Son dönemlerde giderek artan, dinci vesayet rejim uygulamalarına tanıklık ediyoruz. Mevcut hukuksal hakları geçersiz kılmak ve hukuk devleti olamamış Türkiye’yi hukuk devletine yakınlaştırmak yerine, fetvalar ve İslam hukukuyla yönetilen ülke haline geliyoruz. Diyanet İşleri Başkanı kimdir? Şeyhülislam mı, Kamu görevlisi mi? 2012 yılında kendini fetva makamı olarak gören DİB, inanç özgürlüğüne ve insan haklarına aykırı açıklamaları ve fetvalarıyla neden toplumsal huzurumuzu bozar?

AKP’li Bekir Bozdağ kamu görevlisinden daha çok, bir ulema statüsünde konuşmaktadır. Mademki Şeyhülislamlık makamını, ulemayı ve İslam referansını, demokrasi, çağdaş evrensel hukuk ve laiklik referanslarından daha çok benimsiyorsun o zaman “hukuk devleti” hükümetinde işiniz ne? Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacını, demokrasiye karşı durarak engellemek, hukukun evrensel ilkelerine kavuşmayı, Ulemanın hukukuyla engelleme girişimlerini, AKP hükümeti ve Diyanet’in açıklamalarında görmek mümkündür. DİB varlığı “demokratik ve laik” ülke ile birlikte seküler özgürlük alanını da tehdit etmektedir.

Kürtaj hukuksal bir haktır. Özgürlük hakkıdır. Siyasi alanın verdiği bir haktır. Teolojik bir mesele değildir. Diyanet toplumu yanıltmak ve hukuk dışı açıklama hakkına sahip değildir. Cinayet ve günah kürtaj ile değil, Uludere, Dersim, Çorum, Maraş Gazi ve Sivas katliamı gibi toplumsal kıyımlarla işlenir.

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız