PAYLAŞ

Ali KALİK

Her toplum, zümre kendi bakış açısına göre bir tanımlama oluşturmuş ve onun üzerine algı yaratmıştır. Yapılan bu tanımlamalar ve yaratılan algı Alevi inancına mensup insanlara karşı önyargıların oluşmasını beraberinde getirmiştir. Oluşturulan önyargıdan kaynaklı olarak öteki görülmüş, sorunlarının çözümüne kuşkulu ve yanlı yaklaşıldığı için hala yaşadıkları bölgelerde sorunlarıyla ilk sırada bulunmaktalar.

Ötekileştirme, yalnızlaştırma, özünden uzaklaştırma ve Sünni zihniyetin yedeğine alma politikaları İttihat ve Terakki döneminde yürürlüğe girmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Alevi inancına karşı oluşan algının devlet politikasına dönüşmesi beraberinde katliam ve soykırımları da getirmiştir. Uygulanan soykırım politikaları ile Alevi halkının, özelikle de Türkiye’de yaşayan Alevilerin örgütlenme alanlarını ortadan kaldırılmış ve illegal ilan edilmiştir. Bu da Alevilik ve Alevi algısının yürürlükte bulunan zihniyetin bakış açısına göre şekillenmesine neden olmuştur.

Alevilerin hassasiyetleri görmezden gelinerek, Alevilerin, Sünni mezhebine karşı hassas olması esas alınmıştır. Bu yaklaşım Alevilerin içine kapanık olmalarını ve toplumdan dışlanmışlık hissiyle yaşamalarını tetiklemiştir. Uygulanan bu politika Alevi gençlerinin de belirli bir süreden sonra kimliklerinde utanmalarına ya da korkmalarına sebep olmuştur. Toplumda gizlenen, eğitimde yasaklı olan bir inancın doğru bir tanımla, doğru bir algı oluşturmasını beklemek zaten imkânsızdır.

Tarihin inkârcı, soykırımcı politikalarıyla büyüyen bir toplumun, sağlıklı bir örgütlenme ve sağlıklı bir inanç kültürüyle yetişmesi mümkün değildir. İşte böylesi tarihi bir enkazdan çıkan Aleviler, son 20 yıldır doğru bir algı için öz dinamikleri üzerinde yeniden örgütlenme sahnesine çıkmışlardır. Ancak Sünni toplumda yaratılan Alevilik algısını değiştirmek, Aleviliğin özünü kavratmak, Alevilik felsefesindeki insani değerleri ortaya koymak hiçte kolay değildir. Çünkü yıllardır Alevi denildiğinde Sünnilerde oluşan ilk algı ‘dinsizler, Allah’ı tanımazlar, mum söndü yaparlar vb.’ safsatalar ile oluşturulmuştur.

Devletin yıllardır tüm kurumlarıyla yaratmış olduğu bu algıyı bir çırpıda silmek, gerçek algıyı oluşturmak zordur. Ancak Alevi halkının özellikle son yıllarda ortaya koyduğu emek ve çaba doğrultusunda yakaladığı örgütlülüğü, birliğe dönüştürürse var olan yaklaşımları boşa çıkarır. Evet, son dönemde Alevilik felsefesinin doğru tanımlanması için Alevi örgütlerinin büyük bir çabası vardır. Ancak parçalı duruşları, farklı politik yaklaşımları da beraberinde getirmektedir. Buda sistemin yönelimlerini boşa çıkarma konusunda yetersiz kalmasına nadan olmaktadır.

Alevilik ve Alevi algısının doğru temellendirilmesi ve birilerin yedeği olmaktan kurtulması, Alevi örgütlerinin bireysel çıkarlarını bir kenara bırakarak toplumsal çıkarlar üzerine yoğunlaşmalarıyla mümkündür. Bunun dışında ki bir yaklaşım, Alevilik felsefesine karşı geliştirilen ön yargıların devlet politikası olarak sürmesine hizmet etmeye devam eder…

Bunun için Alevilik felsefesinin okullarda okutulması, Cemevlerinin birer akademi gibi işlev görmesi için çalışmaların yürütülmesi zorunluluk halini almıştır. Aleviliğin doğru tanımlanması ve temellendirilmesi Alevi örgütlerin bir çatı altında toplanması ile mümkündür. Birikim ve tecrübeler tek çatı altında harmanlanıp, halk ile paylaşıldığı zaman bugüne kadar var olan önyargılar yıkılıp doğru bir algı yaratılır. Bunun imkân ve olanakları her zamankinden daha çok ortaya çıkmıştır. Yeter ki doğru bir öncülük ve örgütlülük düzeyi yakalansın…

Doğan bu imkân ve örgütlü potansiyel doğru değerlendirilmez ise gelecek nesillere de bu lanetli tarihimizi aktarmış oluruz ki ,af edilmemiz mümkün değildir. Yıllardır bu parçalı duruşun yaratmış olduğu lanetli algıyla yaşamanın vebalini mevcut örgütlü yapılarımız almak istemiyorsa, yeniden oturup düşünmelerine ihtiyaç olduğuna inanıyoruz…

dersim gazetesi

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız