PAYLAŞ

Kendisi de TC tarihindeki en büyük darbe 12 Eylül rejiminin ürünü olan AKP iktidarı darbelerden hesap sorma şampıyonluğu yapıyor, ancak dikkatli bir göz onların yargıladıklarının darbeler ve yarattığı rejim değil, artık ipliği iyice pazara çıkmış kimi darbecilerin sözde yargılanmasıdır. Bir dönemin darbe yöneticilerini yargılayan AKP bu darbecilerin yarattığı darbe kurumlarına hiç dokunmuyor. Adı değiştirilen DGM’lere dokunmuyor, YÖK’e dokunmuyor, MGK’ye dokunmuyor ama darbeler ile yüzleştiğini söylüyor.

28 şubat post-modern darbesini ve darbeleri yapanları yargıladıklarını söylüyorlar, bu darbeyi canıgönülden destekleyen, darbe sonrası darbeci orduya teşekkür eden Fetullah Gülen ve cemaati ile birlikte iktidar olunuyor. Oysa biliniyor ki, Erdoğan ve ekibine de iktidar yolunu açan Erbakanı iktidardan uzaklaştıran 28şubat darbecileridir. Yani bu iktidarın darbelerle ve darbeler sonucu oluşan kurumlarla bir sorunu yok, tam tersine bu kurumlar aracılığıyla muhaliflerini eziyor, hak gaspı yapıyor, toplumu dönüştürücü güçleri devreden çıkarmaya çalışıyor.

Bugün Türkiye’de birçok devlet yetkilisi hakkında fezleke hazırlayan, tutuklamalar yapan, davalar açan, hatta Genel Kurmay başkanlarınıdahi tutuklayan savcılar, her nedense 28 şubat darbesini basın ve yayın yolu dahil her yöntemle destekleyen, darbecileri açıktan öven ve onlara teşekkür eden Fetullah hakında bir söz söyleyemiyorlar. Çünkü biliyorlar ki, devletin bir çok kurumunun ipleri hocanın elindedir.

Darbe ile yüzleşilse demokrasi mevzi kazanır, ancak sadece teşhir olmuş birkaç darbeci ile yapılan hesaplaşma mevcut iktidarı güçlendirir. Bu iktidarın demokrasicilik oyunlarına gerekçe olur, kitleleri aldatmanın araçları olur. Erdoğanın da yapmak istediği darbelerle hesaplaşmak değildir. Çünkü kendisi de bu darbelerin bir ürünüdür. Onun amacı olabildiğince iktidarda kalmaktır. Bunun için de geçmişle görüntüde de olsa bir sözde hesaplaşma yapması gerekir. Sözde demokratik adımlar atmasıgerekir, sözde yeni anayasa hazırlama oyunu oynaması gerekir.

Darbelerle derinlemesine bir yüzleşmeden korkan, darbelerin yarattığı kurumlar vasıtasıyla iktidarınıkökleştiren Erdoğan ve ekibi, hep medyatik gösterilerle ilerici olduğu yalanınıyaymaya çalıştı. Darbe rejimlerinin yarattığı kurumların ortadan kaldırılmasıgerekir dendiğinde hep ipe un serdi MGK, YÖK, DGM gibi kurumlar ortadan kaldırılmalıdır dendiğinde karşı durdu. Biçimsel değişimlerle yetindi. Devlet laik olmalıdır dolayısıyla zorunlu din dersleri kaldırılmalı, Diyanet İşleri Başkanlığı devlet kurumu olmaktan çıkarılmalıdır dendiğinde duymazdan geldi. Oysa 12 Eylülle hesaplaştığınısöyleyen iktidar biliyor ki, din derslerini zorunlu hale getiren Evren ve ekibidir. Hesaplaşma Evren’le değil yarattığı rejimle, çıkardığı yasalarla olmalıdır.

Yine Partiler yasasınıyapan, seçim barajı getiren ve bu vasıtayla toplumun büyük bir kesimini sistemden dışlayan rejim de 12 Eylül rejimidir. Bugün ilericilik, devrimcilik, değişimcilik ve dönüştürücülük şampiyonluğuna soyunmuş görünen Erdoğan; saydığımız bu darbe kurumlarına ve yasalarına sesini çıkarmıyor. Bu yasalar kalkmadan, bu gerici kurumlar lağvedilmeden, ne yeni anayasa olur, ne de toplumsal sorunlarımız çözülebilir.

Din dersleri ve Diyanet sorunu çözülmeden Alevilerin sorunu çözülemez. Partiler yasası, yerel yönetimler yasası değiştirilmeden, seçim barajı sorunu çözülmeden demokratik bir anayasa yapılamaz, eşit vatandaşlık hakkıtanınmadan, her toplumsal kesiminin kendine özgü kimliğini tanımayan tek din, tek dil, tek millet, tek devlet mantığını değiştirmeyen hiç bir anayasa yeni olamaz. Toplumun kanayan yarasıKürt sorununu çözemez.

Vatandaşlar arasında gerçek eşitliği tanıyan, herkese anadilinde eğitim hakkı tanıyan, bölgeler arası gelir eşitsizliğini gideren , sivil toplum kurumların faaliyetleri önündeki elgelleri kaldıran, cins ayırımcılığına son veren, dikta heveslilerine fırsat tanıyan yasaları değiştiren yeni bir anayasa ancak tüm toplumun anayasası olabilir.

Eğer anayasa tüm toplumun üzerinde uzlaştığı ortak yaşam reçetesi olacaksa, toplumun tüm kesimlerinin haklarını güvenceye almalı, tek bir bireyin dahi hakkını görmezden gelmemelidir. Ancak yukarda görüldüğü gibi mevcut iktidarın böyle bir projesi bulunmamaktadır. Tek proje AKP ekibi ile 1923 e kadar iktidarda kalmaktır. Bu amaca hizmet eden adımlar atılmak isteniyor ve anayasa için de, kendi hazırladıklarıtaslağı referanduma götürerek kabul ettirmektir.

Yani toplumun yarısının onaylamayacağı bir anayasa kabul ettirilecektir. Bunun adı çoğunluk diktatörlüğü olacak. Yarıdan bir fazlanın istediği her şeyin meşru görüldüğü bir sistem eşitlikçi bir sistem olamaz. Gerçek anlamda demokratik bir sistemde tek bir bireyin dahi hakları güvence altındadır. Yükümlülükleri de yasalarca belirlenmiştir. Bunun dışındaki her sistem adı ne olursa olsun dikta rejimidir. Bugün Türkiye rejimi de bir dikta rejimidir. Hem de ta TC’nin kuruluşundan bu yana bu böyledir. Ve esasında tek kişinin belirleyici olduğu gerici-faşist bir rejimdir.

Bugün hesaplaşılmasıgereken bu gerici rejimin yarattığı kurumlardır. Yoksa tek tek bireyleri yargılayarak sistemle hesaplaşılamaz. Bu sistemin yarattıklarının öncülüğünde de sistemle hesaplaşılamaz. Görev bu sitemi kökten değiştirecek devrimci bir dinamiğin yaratılmasıdır. Bunun dışıyapılacak her tartışma sistem koruyucularının ekmeğine yağ sürmekten öte sonuçlara yol açmaz.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız