PAYLAŞ

Burhan GÜNDOĞAN

Gözlerimi daldırdığım oluyor bazen. İçimi saran zamanlara kayıyorum. Dün ile bugün arasında gidip geliyorum. Düşler ülkesine koşar adımlarla gitmek, sevgiden sevdalara çoğalmak….

Küçük bir kasabaydı geldiğimde şehir bana. Kerpiç evler ve kagir evlerle kaplıydı her yan. Devlet dairelerinin dışında oraya buraya serpilen bazen tek katlı, bazen de iki katlı betonarme binalara rastlardım. İnsanın içini acıtan bir masumiyeti vardı şehrin. Gözlerinde her dem yaşlar boşalan bir çocuk gibi düşünürdüm bakarken ona. Daha koca koca binalarla örülmemiş, evlerin önündeki küçük bahçelerde her bahar çiçeklerle bezeli ağaçları görmek mümkündü. Gecelerine karışan silah sesleri, aydınlatma fişekleri, dağları titreten bomba sesleri… Acı, keder ve sevinç omuz omuza giderdi hep. Dünya bizim için sınırlıydı. Denetlenen sokaklar, her tutulan yolda sorgu sual… Yaşamak bir o kadar cehennemi, yaşamak bir o kadar sitemliydi.

Her yeni yapılan yapıyla birlikte insan döküntülerin toplandığını sanıyordu önceleri. İki katlı ya da tek katlı evlerle birlikte bahçelerin gittiğini, yeşilin şehrin kalbinden söküldüğünü gören gözler, bir iç çekişe bırakıyordu bakışlarını.

İçten bir saygıyla anlatırdı Gole Xizir’ı bana abim: “Babam, beni de yanına almış, atıyla Kert’ten inip Gole Çetu’nun önüne gelmiştik. O zamanlar, şehri Batman köyüne bağlayan bu köprü de yoktu. Tek seçenek, atı sulara vurup karşıya, Gole Çetu’nun önüne, çıkmaktı. Yanlış yerden suya girmiştik. Babamın ilk kez içten ‘ya Xizir’ dediğini duyuyordum. Bana ‘belime iyice sarıl’ dedi. Atın derin soluk alış verişini duyuyor, müthiş bir korkuya kapılıyordum. Babamsa ‘korkma yavrum, bu at bizi kurtaracak Xizir’ın izniyle’ diyordu. Atların suda yüzdüğünü ilk o zaman görmüştüm. Ayağını sendeleyerek toprağa değdiren at bizi kurtarmıştı. Babam, önce atın dizginlerini bıraktı; sonra sırtından atlayıp beni aldı eyerin üstünden. Bir huşu içinde gidip kayalara kılesini* kesti. ‘Ayan beyandır buranın Xizir’ı’ dedi içi bir hüzünden ayrılırken.

Gole Çetu’ya Gole Xizir derlerdi. İki su burada birleşir. İnanışa göre, Xizir burada müsahiplik vermiştir Munzur’a. İki suyun birleşmesi Dêrsim Kızılbaş Aleviliği’nde ikrarlığa bir kanıttır ve kutsaldır. Dargınlar, küskünler barışırlarken gelip iki suyun birleştiği Gole Çetu’da durur birbirlerine ikrar verir ve ikrar alırlar.

Bahar yeni bir başlangıçtır, umutların direngen zamanlara taşındığı, sevdaların kalplerde uç verdiği zamandır. Uzun bir kışın ardından dallardaki hareketliliğini özlemiştir ağaçlar. Toprak yavaş yavaş ılır, bir hareketlilik başlar bağrında. Mart ayının ilk haftası; ki bu yeni hesaba göre ikinci haftaya denk düşüyor. Bir başka deyişle Newroz’dan bir hafta önceki ilk çarşamba gününe denk geliyor. İnançta buna “Kara Çarşamba” derler. O gün evlerinde yaptıkları yağlı ekmeklerini, gömeleri, tava ekmekleri ve gözlemelerini alarak, sakız gibi temiz giysilerini giyerek Gole Çetu’ya gelirler. Gole Çetu’da iki suyun buluştuğu bu yerde birbirlerinin omuzlarından öperek gulbang alırlar. Gulbang sırasında içten bir yakarış içine girerek, dudaklarında Hakk’a dualarla seslenirler. Oli’yi anar, 12 İmam’dan, Hz. Hüseyin’den ve Xizir aşkından söz ederler. Dillerde yalnızca yakarış vardır ve kötülüklerden sıyrılma zamanıdır artık her davranış. Diller yakarışla birlikte bir arınmaya doğru kayar. Burası söyleşme ve bir iç boşalım mekanıdır. İnsanlar kime neyi söyleyecekse, Hakk’tan
ne niyaz edecek, kimi şikayet edecekse burada söylerler. Çünkü bu mekana yüzünü süren, burada davasını Hakk’a havale eden kişiye bundan sonra susmak düşmektedir. Kin ve gareze yer yoktur. Çıralarını yakar, dileklerini seslendirerek gönül esenliği içinde evlerinin yolunu tutarlar.

Her bahar başlangıcında ve ilk çarşambaya denk gelen bu Gole Çetu ziyareti zamanla birlikte haftanın her çarşambasına dönüşmüş ve insanlar, baharın ilk çarşambasında yaptıkları bu ziyareti, her çarşamba günü yapar olmuşlardır… Böylece geleneksellik yeni bir anlayışla içselleşmiş, genç kuşaklar bunu çarşambanın her günü olarak algılamışlardır. Her ne kadar düşünce ve ibadet çarşambaları kutsanmışsa da, aranılan baharın ilk çarşambası olarak bilinmektedir. Burası her inanıştan, her dilden insanın buluşmasına da bir şekilde vesile olmaya başlamıştır son yıllarda. Yalnız hesapta olmayan baraj sularına gömülen ziyaret yeri, buraya gelen başını taşa değdirerek “kılesini” alan insanları incitmiş, onların ahlarını almalarına yol açmıştır. Önceleri baraj sularının halkın inanç yerlerine kadar gelebileceği hesabı yapılmamış ya da bir inanç yeri olarak o zamanın yöneticileri tarafından pek de kale alınmamıştır. Ancak baraj sularının yükselerek inanç yerine kadar gelmesi insanların tepkisine neden olmuştur. İnsanlarımızın gelip gulbang aldıkları, birbirlerine musahiplik ya da kirvelik verdikleri bu mekanlar tehlike altına girmiştir. İnanç, yönetenlerin inançları biçiminde algılanmış, bunun dışındaki ibadet biçimleri görülmezden gelinmiştir. Öyle olmasaydı Gole Çetu’nun Dêrsim Kızılbaş Alevi inancındaki yeri önemsenir ve ona göre tedbirler alınırdı. Bu mekan, Dêrsim Alevi Kültür Akademisi Derneği (DAKAD) tarafından düzenlenerek Gole Çetu’yu baraj sularına gömen ilgili firmanın yardımı geri çevrilmiştir. Böylece bir yönüyle Gole Çetu’ya yapılan yanlışlığa tepkisel bir tavır da konmuştur. Bilindiği gibi Dêrsim Kızılbaş Aleviliği’nde akarsular, suların kaynakları hep kutsanmıştır. İnsana hayat veren, yaşamın kaynağı olan suyun önemsenmesi Dêrsim’in birçok yerinde aynı ilgiye sahiptir. Burada insanlar kirvelik ya da musahiplik tutarlarken suyun başında birbirlerine on iki kuruş verirler. On iki kuruş bir akittir. Gole Çetu’da iki suyun birleştiği bu mekanda bu akitlere inançça başvurulması bir gelenektir.

Bildiğim Peri suyu üzerinde yapılan barajla tamamen sular altında kalan Ferec köyü ile Çelekas arasında da bir Gole Xizir var. Bir vakitler Çelekas Köprüsü vardı. İnsanlar, oradan her geçişlerinde yine Xizir’ı anar ve Bava Dûzgin dağı görüldüğü zaman, işaret parmağını alınlarına değdirerek oraya duydukları saygı belirtilmiş olurdu. Dêrsim coğrafyasının birçok yerinde ocaklar ve ziyaretler vardır. Dêrsim’in çekiciliği de işte bu ocak ve ziyaretlerden gelmektedir. İnsan, Dêrsim toprağına ayak basarken, sanki onu kendine çeken bir kuvvetin, bir sevginin varlığını hisseder. Dağlara yalnızca dağ olarak bakmak, taşları yalnız taş olarak görmek, kişinin yanılgıya düşmesine neden olur. Kırklar dağı (Qelxero) inanç bakımından Dêrsim Alevilerinin kutsal mekanlarının başında gelmektedir. Burada yakın zamana kadar cemler yapılırdı. İnsanlar, dünle bugün arasında mukayeseler yaparlardı. İnançlarını gözleriyle görür, ritüellerini bilirlerdi. Ne yazık ki Dêrsim Aleviliği bugün büyük bir tehlike ve kuşatma altındadır. Kutsal mekanlara gidemeyen, oraları göremeyen insanlar, süreçle birlikte inançlarını yaşayamaz olmuşlardır. Yine herkesçe bilinen bir gerçek vardır ki, Dersim Aleviliği daha çok söze dayanmış, dilden dile anlatılarak günümüze geldiği için kayıt altına almakta büyük sorunlar yaşamıştır. Dedeler, büyüklerinden gördüklerini topluma anlatamaz, yaşayamaz ve yaşatamaz duruma düşünce de, insanlar inançlarının nasıl yaşandığını son tanıklara sormaya başlamışlardır. Bu, Dêrsim insanı için ne kadar acı verici bir durumdur…
Gözlerim dizi dizi yola düşen kadın ve kızlara takılıyor. Onlar ellerinde tepsiler ve poşetlerle Gole Çetu’ya doğru gidiyorlar. Yaşlı kadınlar orada her daim hazır dururlar, biliyorum. İnce bir sızı gibidir yakarışları şimdi. Dersim’in yüzlerce yılın acısıdır çizgili yüzlerinde sakladıkları. Düşle gerçek arasından bakarlar gelenlere. Gözlerindeki yaşlar akmaya hazırdır. ‘Viy Xizir’ diye başlarlar duaya. Bir genç kız, çıralığını uzatırken ona, belki de sevdiği için ondan dua beklemektedir. Öyledir Gole Çetu’ya gelmenin bir yönü de. Yaşamı mutlu kılmak baht ve şans sahibi olma değil midir buraya gelişlerin bir nedeni de? Her yaşlının dudaklarında önce komşusuna, sonra zorda ve darda olana ve en son da kendisi ve çocukları için dualar çıkmaz mı? Dersim Kızılbaş Aleviliği bu yönüyle komünal bir yaşamı çağrıştırmaz mı? O halde ziyaretlerimiz, ocaklarımız bizim için çok önemlidir. Elbette bu inanç yerleri, bu değerleri bilmeyenler için pek bir şey ifade etmeyebilir ama bilinmelidir ki, bu inanç bin yılların içinden süzülerek gelmiştir. İnanç ve ibadet yerleri korunmalı ve suların altına gömülmemelidir.

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız