PAYLAŞ

Özgüç KOZAN’ın haberi

Kürt vatandaşlara yönelik pazarlama çalışmalarıyla gündeme gelen “Etnik Pazarlama” yaklaşımına bir de “Alevi vatandaşlar” kulvarı eklendi. Alevi medyası sermayeden yeme dönemini geride bırakıyor. Servetlerini yıllardan beri inanç ve kültürleri için tüketen iyi niyetli Alevi işadamları bir yandan kendi medyalarını yaratırken diğer yandan pazarlama ve pazarlama iletişimi ile tanışıyor. Alevi hassasiyeti olan kanallar ise kebapçı ve türkü barların reklamlarıyla geçinemeyeceklerini anlayıp, reklam departmanları kuruyor, pazarlama müdürleri tayin ediyor?

Süre giden bir dizi açılım yaklaşımıyla birlikte Alevi medyasının da makûs talihi değişiyor. Günümüzde bir televizyon kanalı kurmanın giderek “ucuz”lamasıyla, Alevi medyası da aldı başını gidiyor. Yıllardır kendilerini bölgesel radyolar ve aylık dergiler dışında ifade edemeyen Aleviler, “birkaç yüz bin doların lafı mı olur” deyip ardı ardına televizyon kanalları kurmaya ve satın almaya başladı. Artık bu kanallar Malatya’nın bir köyündeki bir Alevi dedesine, yıllardır ”tutmadığı”, izleyemediği “Cemleri” izleme olanağını verirken, yapılan canlı yayınlarda yöre festivallerine katılan binlerce Alevi’nin, akrabalarına bu kanallar aracılıyla ekrandan el sallıyor, cep telefonlarına Zülfikar fotoğrafları, “Ya Ali” deyişleri indiriyor, Alevi medyasının Beyoğlu’nun deyiş söyleyen “türkü bar” sanatçıları bu yeni kanallarda meşhur olmaya çalışıyor. Öte yandan bu özel içerikli kanallar Alevilerin kumandasında ilk 10’da yerini aldı. Hatta bazı izleyiciler kendilerini o kadar “bir” hissettiler ki, Alevi hassasiyeti olan kanalları sabah evden çıkarken sesini kısarak açık bıraktılar. Amaç, reytinglerde gözükmek ve biz de varız demekti.

Ulusal kanallar bu hedef kitlenin farkında
Alevilere yönelik yapılan bu yayınların izleyici bulması ulusal kanalları da harekete geçirmişe benziyor. Zira paranın ucunu görmedikçe “Kerbela’da kalsanız bile bir yudum su vermeyen” merkez medya, Muharrem Ayı’nda Alevilere özel yayınlar yapmaya başladı. Ancak ilk başta reklam departmanı kurmayı dahi “unutan” bu kanalları finanse eden ve sadece “zarar etmeyelim de” demekten başka dileği olmayan Alevi yatırımcılar, “reklamsız devrim”in olmayacağını da acı deneyimlerle anladılar.

Destek önce “Canlardan” geldi
İlk yıllarda Alevi TV’lere reklam verenlerin çoğunu “mahalle esnafı” oluştururken Baktat, Keyveni Catering, Sevenhill ve Munzur Su gibi Alevi iş adamlarının sahip oldukları markalar da “destek” amacıyla reklam vermeye başladı. Ve nihayet türkü bar, emlakçı, konser, butik otel ve yeni çıkan kaset reklamları da TV bütçelerini döndüremeyince kavgalar, bölünmeler ve elden çıkarmalar başladı. Birçok Alevi TV’si el değiştirdi. Ancak 5 yıldır yayın yapan Alevi TV’ler, hiç de küçümsenemeyecek bir reklam mecrası yarattıklarının farkına varmaları da çok zaman almadı. Bu fark ediş sonrasında kurumsallaşma da başlamış oldu.

Ücretsiz reklam yayınlıyorlardı
Beş yıl önce “Kanatçı Babo”dan reklam almakta zorlanan, hatta reklam alabilmek için tanınmış markaların reklamlarını ücretsiz yayınlamayı bile göze alan Alevi TV’leri, şimdilerde, Next&Next Star, Evkur, Türk Telekom, Denizbank, Vodafone ve THY gibi birçok kurumsal şirketten reklam almaya başladı. Reklam ajanslarıyla da çalışmaya başlayan Alevi TV’leri Türkiye medyasında yeni bir tematik reklam mecrası yarattılar. Siyasi korkularla markaların yıllardır korkarak yaklaştığı “Etnik Pazarlama” disiplini, artık Alevilere yönelik çalışmalarla her geçen gün kendini daha da güçlü hissettiriyor. Öyle görünüyor ki etnik problemler konusundaki yeni “demokratik siyasi açılımlar” pazarlama alanında da “etnik pazarlamaya” yönelişi artıracak.

Alevi iş adamı reklam olmak istemiyor, ama destek veriyor
Şu anda yayına devam eden ve kendisini Alevi veya Alevi hassasiyetli televizyon olarak tanımlayan altı TV bulunuyor: Cem TV, Dem TV, Ekin TV, Kanal 12, Su TV, Yol TV.
İlk kurulan iki Alevi kanalı olan, TV Avrupa’nın ve Düzgün TV’nin ise yayın hayatı geçtiğimiz yıllarda durdurulmuş. Kapak konumuzu hazırlarken, “Alevilere yönelik medya” konusunda yetkin bir isme ihtiyaç duyduk ve bu konuda bize verilen isim bugüne kadar yedi alevi kanalının beşinin kuruculuğunda yer almış olan ve hala Dem TV, Su TV ve Kanal 12’de hisseleri bulunan gazeteci-yazar Şükrü Yıldız oldu. Maddi kazanç beklemeden idealistçe bu TV girişimlerini yaptığını söyleyen Yıldız, her seferinde istediği kıvamı tutturamamış ve yenisini denemiş. Yıldız, şu an ismini “12 İmam”dan alan Kanal 12’nin başında bulunuyor.

İlk adım ilk kanal
Türkiye’de ilk kurulan Alevi TV’si olan TV Avrupa’nın macerasını Yıldız’dan dinliyoruz: “Alevilerin yazılı basını sınırlı, radyolar bir yere kadar etkili. TV ciddi bir mecra ama oldukça maliyetli. Biz de kiralama yöntemine gittik, Erol Aksoy’dan Gala TV’yi kiraladık ve ‘TV Avrupa’ adıyla yayın yapmaya başladık. Büyük imkânsızlıklarla başladık. Kamera yok, mikrofon yok… Kiralık araçlarla program çekip gönderiyorduk. Kadının Türküsü adlı bir programımızın canlı yayını Alevi’leri çok etkilemişti. Sonrasında TMSF kanala el koydu. Biz de yeni arayışlara girdik. Başta Aleviler olmak üzere kimse bizim bir kanal kurabileceğimize inanmadı. Hatta Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkanı Turgut Öker bile bize, ‘Siz 3 ay dayanın ben kendime küfür edeceğim’ demişti. Hesap kitap yaptık aylık 30–40 bin euro giderimiz olacaktı. 200 bin euro’ya yakın bir yatırımla 2 Temmuz 2004’te Düzgün TV’yi kurduk. Birçok arkadaşımız aylarca gönüllü çalıştı.”
Bu süreçte ne TV işine giren işadamları olarak kendilerinin, ne reklam verenlerin ne de siyasal kesimin böyle ciddi bir medyaya hazır olmadıklarını fark ettiğini söyleyen Yıldız, reklamverenlerin yüzde 80’inin hatır gönül ilişkisi ile kendilerine reklam verdiğini belirtiyor. Yıldız şöyle devam ediyor: “İş dünyasında adı olan Alevi iş adamlarına gittiğimizde bize maddi yardım yapacaklarını ancak markalarının TV’de reklam olmamasını istiyorlardı. Kimisi ‘ben size reklam vereceğim ama Kürtçe klipleri kaldırın’, kimisiyse ‘çok solculuk yapmayın’ dedi, biz de ister istemez uymak zorunda kalıyorduk. Yatırımcı iş adamı ise bu dönemde sürekli cepten yiyordu. Avrupa’daki dönerci Alevi iş adamı yayıncılık işine idealistçe girmiş olsa da bu işe, 8–10 ay sonra 1 milyon euro’yu tüketince daha fazla dayanamıyor. Soldan destek gelir dedik ama gelmedi. Bazı solcular bir gazetede bir satır yer almak için konsolosluk işgal ediyor, ama bizim kanalımızda on binlerce insana ulaşacak programlar için 3 kuruş vermek istemediler. Bir etkinlikle 3–4 sanatçıya 10 bin lira vererek birkaç bin kişiye ulaşan kurumlar, Türkiye ve Avrupa’dan on binlerce insanın izleyeceği bir programa para vermediler.”

Bekle bizi merkez reklam pastası!..
Alevi TV’lerinden en kurumsal görüneni Cem Vakfı’nın öncülüğünde kurulan Cem TV. Cem Medya bünyesinde uzun yıllardır en çok dinlenen radyo kanalları arasında bulunan Cem Radyo var. Cemhaber.com ve Cem Dergisi de grubun yayınları arasında bulunuyor. Grubun amiral gemisi kuşkusuz Cem TV. Cem TV’yi diğer Alevi TV’lerinden ayıran en önemli özelliği karasal yayın yapması. Diğer Alevi TV’leri gibi uydudan yayın yapamayan Cem TV, uydusu olmayan Alevilerin evlerine de girebiliyor. Şimdilerde Digitürk’ten de yayınlanan Cem TV’nin bu başarısında, 5 yıllık deneyiminin yanı sıra deneyimli gazeteci Enver Aysever’in bir süredir Cem TV’nin başına getirilmesi de etkili olmuş. Cem TV, karasal yayının da avantajıyla çoğu izleyicinin aklına ilk gelen Alevi TV’si konumuna yükselirken, Habercem.com’un günlük tık sayısı 400–500 bin civarlarına ulaşmış. Aysever, bir yandan SkyTURK’teki programlarına devam ederken, diğer yandan Cem TV’de Yetkili ve Sorumlu Yayın Danışmanı görevini yürütüyor. Aysever, Cem TV’yi bir Alevi TV’si değil “Alevi hassasiyeti” olan bir TV olarak tanımlıyor. Türkiye’deki Alevilerin en az yarısının her gün bu TV’lere en azından göz attığını söyleyen Aysever, “Kanal D’de dizi izleyen Alevi hanımlar dizi bitince Cem TV’yi açıyor. Bu, Sabah ve Hürriyet alan bir okuyucunun ek olarak Cumhuriyet de alması gibi bir durum. Aleviler bir yana, toplumda sesini duyuramayan sol, sosyalist, halkçı, emekçi kesimler de bu TV’lerde kendilerini buluyor. Hatta kendisini dışlanmış hisseden bazı Sünni İslami gruplar da bizim ekranlarımızda kendilerini ifade etme imkânı buluyor” diyor.
Göreve geldiği günden beri Cem Medya ekibi olarak ekran kalitesini artırmak için canhıraş çalıştıklarını anlatan Aysever, ekrandaki kalitenin reklamlara yansıdığını, kurumsal müşterilerden reklam almaya başladıklarını ifade ediyor. Kanalın şimdilik Cem Vakfı’ndan destek almadan yoluna devam eder hale geldiğini ve birkaç yıla kadar merkez reklam pastasından önemli ölçüde pay alacağını söyleyen Aysever şöyle devam ediyor: “Alevilerin çoğu asimile olmuş, “Cem tutmayı” dahi unutma durumuna gelmişler. Kendi şenliklerini, reklamlarını burada görüyorlar, bu TV’ler kültürü de yeniden inşa ediyor. Sadık bir izleyici kitlesine sahip olan Cem TV’nin önceleri bu özellikleri ön plana çıkarken artık bunların dışında daha kurumsal ve medyada bir yer edinen kanal olmaya başladık. Reklam alanında da ilerledik. Kurumsal reklamverenlerle ısrarla görüşüyoruz, onlara bizim de önemli bir mecra olduğumuzu anlatıyoruz. Alevi Medyası’nın artık bilinir olması ve Cem TV ekranının kalitesi onları ikna etmemizi kolaylaştırıyor. Merkez medyanın reklam aldığı pastadan bizim de pay almamız uzun sürmeyecek. Yine de bize en çok reklam veren şirketlerin KOBİ’ler olacağını öngörüyorum.”

TV’nin kitlesi reklamverene de vefa gösteriyor
Etkili Alevi TV’lerinden birisi de Yol TV. Yol TV, Almanya Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABF) öncülüğünde Türkiye’den de birçok Alevi kurumunun desteğiyle 700 ortak tarafından 1 milyon euro’luk bir yatırımla kurulmuş. Yol TV ve arkasındaki güç olan AABF, Aleviliği sadece bir inanç değil aynı zamanda bir kültür ve siyaset anlayışı olarak da görüyor. Yol TV Genel Müdürü Vedat Kara, Alevi TV’lerinin medyayı demokratlaştırdığını ve “demokrasinin sigortası” olmayı başardıklarını söylüyor. Kara, Türkiye’de yaşayan 6–7 milyon Alevi ailenin evinde bu TV’lerin en çok izlenen TV’ler olduğunu ve Irak, İran ve Azerbaycan’da da Yol TV’yi izleyen bir kitle olduğunu belirtiyor. “Her gün sadece bu 6–7 milyon evden bir kişinin bile bizi izlediğini düşünseniz, hitap ettiğimiz kitle üzerindeki etki gücümüzü görebilirsiniz. TV’yi açan her Alevi kesinlikle 3 saniye de olsa bize bakmadan geçmiyor. Kitlemiz bize olan bağlılığını reklamverene de gösteriyor” diyen Kara, şöyle devam ediyor: “Amacımız medya patronu olmak değil. Majör kanallarla yarışmıyoruz. Şimdiye kadar kitlemizin destek olarak verdiği reklamlarla idare ettik. Programlarımıza da Alevi dernekleri sponsor oldu ama artık televizyonculuğu öğrendik, reklamı öğrendik, yapmak istediğimiz şeyi nasıl yapacağımızı öğrendik. En geç 1 Ekim’de Türkiye stüdyolarımızdan canlı yayına başlayacağız ve o zamana kadar bir reklam ajansıyla da anlaşmış olacağız. Biz de kanal olarak kendi reklamımızı yapacağız. Kurumsallaşma hedefiyle ilerleyeceğiz.”

Önce ulusal sonra Alevi TV’lerine reklam veriyorlar Kapak konumuzu hazırlarken Alevi iş adamlarının sahip oldukları şirketlerle de -ki bu kanallara reklam veriyorlar- iletişim kurduk. Ancak hemen hemen hepsi konuyla ilgili konuşmak bir yana haberin konusunu duyar duymaz soğuk davrandılar. Anlaşılan açılımlar Alevi iş adamlarını “açmamış”. Onları çok fazla eleştirme hakkımızın olduğunu düşünmüyoruz, zira Alevi olmalarının ticari yaşamlarına olumsuz etki yaratma ihtimali düşünüldüğünde bu duruğumu olan karşılıyoruz.

Kimler reklam veriyor
Kanallara reklam veren şirketlerden birisi Tunceli’de üretim yapan Munzur Su. Çoğu Avrupa’da yaşamış Tunceli kökenli 200 yatırımcının eşit hisselerle kurduğu Munzur Su, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birçok ilinde pazar lideri olmasının yanı sıra Ankara, İstanbul ve İzmir’de de pazarda kendine yer açmaya başlamış. Munzur Su Genel Müdürü Haydar Kaya, bazı rakiplerinin Alevi olmalarını kullanarak kendilerini karalamaya çalıştıklarını söylüyor. Bazı bölgelerde bu propagandanın etkili olduğunu anlatan Kaya, “Kimisi terör suyu diyor, kimisi Alevi’nin suyu içilir mi diyor. Yine de son hızla ilerliyoruz. Önümüzdeki aylarda damacana ve bardak suyumuzu da çıkaracağız” diye konuşuyor. Kendilerinin de zaman zaman Alevi TV’lerine reklam verdiklerini anlatan Kaya şöyle devam ediyor: “Bu kanallar Aleviler tarafından ciddi olarak takip ediliyor. Aleviler kalabalık bir toplum. Bu mecraya reklam vermek tabii ki önemli. Ama ulusal kanallar daha etkili durumda her zaman. Biz de yeni yılda bir reklam kampanyası yapacak ve önce ulusal kanallara sonra Alevi TV’lerine yeniden reklam vereceğiz.”

Ulusallar Alevilere yeterince yer verse Alevi TV’leri kapanır
Alevi TV’lerinin geleceği hakkında konuşan Şükrü Yıldız, 3–4 yıla kadar bir veya iki Alevi TV’sinin öne çıkarak yerini sağlamlaştıracağını, diğerlerinin ise kapanacağını öngörüyor. Bir Alevi kanalı kurma girişimlerinin daha başında bile bir gün Alevi TV’lerine ihtiyaç kalmayacağını tahmin ederek yola koyulduklarını anlatan Yıldız şöyle devam ediyor: “Alevilerin TV’lerde yer alması bir ihtiyaç, Alevi TV’si bir ihtiyaç. Ulusal medyada Aleviler de her kesim gibi yer almaya başlayınca Alevilere özel bir TV’ye gerek kalmayacak. Büyük kanallar bu işi yapsalar ben niye böyle bir kanal kurayım ki? Kanal D, ATV, TRT bunu yapmadığından biz var olduk. Bu kanallar Alevileri kapsadığında biz biteceğiz. Geçen sene tüm kanallarda Muharrem Sohbetleri vardı. Bu bizim sayemizde oldu. Alevi TV’leri bu yayınları yapmasalardı, ulusal kanallar da buna ihtiyaç duymayacaktı. Biz bir ihtiyacı gösterdik, toplum da bunu onlardan bekledi.”

Reklamcılar bu TV’leri araştırmalı
Sektör yetkililerinin verdiği bilgilere göre markaların kanallara reklam verirken, “Türk, Kürt, Laz, Alevi” ayrımı yapmadan bir politika izlemesi gerekiyor. Yetkiler yayın planlaması için sorulacak temel soruları işe şöyle özetliyor: “Bu kanal benim ticari hedefime hizmet eder mi? Burada reklam yapmak markama bilinirlik, sadakat ve satış getirir mi? Buraya harcayacağım para karşılığında alacağım değer yüksek midir?”
Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız marka danışmanı Yrd. Doç. Dr. Fatoş Karahasan. Alevi toplumuna yönelik yayın yapan kanalların sayısının artmasının, bu alanda belirli bir talep olduğu şeklinde yorumlanabileceğini ancak bu mecranın reklamcılar için kullanılacak alan olup olmadığını anlamak için, her şeyden önce bir takım ölçümler veya araştırmalar yapılması gerektiğini söylüyor. “Bir mecra, izleyicisi olduğu sürece vardır” diyen Karahasan, reklama harcanan bütçenin, şirketin büyümesine ve ayakta kalmasına yardımcı olması, markalarının gücünün artırması gerektiğini ve bu yüzden Alevi toplumuna yönelik yayın yapan kanallara da, verimlilik ve reklam yatırımının geri dönüşü ölçeğiyle yaklaşmak gerektiğini anlatıyor. Karahasan bu kanallara reklam verecek şirketlerin, “Ben o kanalı sevdim, ben bu kanala karşıyım, ben Alevi’leri veya Sünni’leri veya Kürtleri veya o kanalın patronunu sevmem” gibi yaklaşımlarda bulunurlarsa yatırımların geri dönüşünün düşük olacağını ifade ediyor. Karahasan şöyle konuşuyor: “Ticaretin kendi kuralları ve matematiği vardır. Bölünmeler, dışlamalar, ideolojik çatışmalar bir süre sonra yapay ve soyut kalır. Bir şirketin kendi değer sistemine sahip çıkması önemlidir, ancak bu etnik veya dini inanç bazında kutuplaşmaya dönüşürse, sonuçta sistem sağlıklı rekabet ortamından uzaklaşır. Her şeyden önce, bu girişimler Alevilerin kendi öncelikleri ve mezheplerinin getirdiği inanç sistemini bulabildikleri yayın kanalları olarak görülmeli.”

“Nokta atışı” reklamdan Alevi Medyası da pay alır
Televizyon kanallarının ana gelir kaynağı reklamdır. Dolayısıyla her ticaret kuruluşu gibi Alevi medyasının da reklam pastasından pay alacağını düşünerek yayınlarını gerçekleştirdiğini düşünüyoruz. Bildiğiniz gibi reklam veren, ürünüyle hedef kitlesini en ekonomik ve en direkt yoldan buluşturmayı hedeflemektedir. Özellikle günümüz şartlarında toplu ve genel iletişiminden daha çok nokta atışı yaparak hedef kitleye ulaşmaya çalışıyoruz. Bu nedenle tematik kanalların önemli olduğunu düşünüyorum. Fakat bu Alevi, Kürt temalı kanalların medya planlarında yer alması her üye markalarımızın kendi tasarruflarında olan bir konudur.
Hakan Gören / Reklamverenler Derneği Başkanı

Ramazanda Sünnilere program yaptık
“Bizim kanallarımızı kuru Alevilik yapan kanallar olarak görmemek lazım. Ben her kurduğum kanalda Alevi, Kürt ve sol değerlerine sahip çıkmaya çalıştım. Biz “Alevicilik” yapan değil Alevinin penceresinden dünyaya bakan, o felsefe ile kültür ve siyaset yapan TV’ler kurmaya çalıştık. Belki en başta duyulmak için “Alevicilikle” başladık ama artık yayın anlayışımız öyle değil. Mesela, niye diğer TV’ler Aleviler hakkında program yapmıyor diyorduk, sonra biz neden Ramazan’da Sünniler için program yapmıyoruz dedik ve geçen sene Kanal 12’de Konya’dan canlı yayında Ramazan programı yaptık. Ancak Alevilerden çok eleştiri aldık. Bu kanalların kendi oto sansür mekanizmaları da var. Cem TV’de İzzettin Doğan’ın düşüncelerini, Yol TV’de Turgut Öker’in düşüncelerini eleştiremeyeceğiniz gibi.”
Şükrü Yıldız / Kanal 12 Genel Müdürü

Varlıklı Aleviler kendi kimliğinden çekiniyor
“Alevi toplumu TV’lerde kendi sesini duydu. Bizim gibi Alevi örgütleri de sesini topluma direk ulaştırdı. Bu TV’ler ilk kurulduğunda toplumda heyecanın dışında panik de yarattı. Toplum yaşadığı sorunların doğrudan ifade edilmesinden ürktü ama sonradan bu TV’ler güce dönüştü. Sivas, Maraş, Gazi anmaları, yüz bin kişilik 9 Kasım mitingimiz gibi etkinliklerde TV’lerimizin desteğiyle büyük kalabalıklar topladık. Adını bilmediğimiz köylerden derneğimize katılımlar oluyor, yeni şubelerimiz açılıyor. Biz de TV’lerimiz için tanıtım toplantıları düzenledik, Alevi iş adamlarını reklam vermeye teşvik ediyoruz, faaliyetlerimizi bu TV’lerde bedel karşılığı yayınlatıp destek oluyoruz. Ancak varlıklı Alevi kesimi kimliğini göstermekten hala çekiniyor. Bazı durumlarda pek haksız da sayılmazlar, kimlikleri ifşa olunca devletten aldığı ihale iptal edilebiliyor, markası zan altında kalabiliyor. Ne yazık ki hala TV’lerimiz yazın butik otel, devre mülk reklamları, kışın da türkü bar ve konser reklamlarıyla geçiniyor. Bu TV’lerin kendi reklam departmanını kurarak kurumsallaşması zor görünüyor.
Fevzi Gümüş / Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı

Sünni kesim de reklam veriyor
“Kanalın yayın kalitesinin artmasına bağlı olarak son birkaç ayda kurumsal reklam verenlerimiz oldu. Önceleri reklam ajansları ve kurumsal şirketlerle ilişkimiz yoktu. Genelde Alevi hassasiyeti olan KOBİ’lerden reklam alabiliyorduk. Birkaç aydır Denizbank, Vodafone, Palmolive ve THY’nin de içinde bulunduğu birçok kurumsal şirketten reklam alıyoruz. Biz de kurumsallaşmaya başladık. Tematik kanal olmanın ve Alevi olarak görülmenin kurumsal müşterilerde çekingenlik yarattığı oluyor ancak biz kendimizi anlattıkça bunlar aşılıyor. Reklam grubu olarak reklam almak istediğimiz şirketin ajansına gitmeden önce, şirkete doğrudan kendimizi anlatıyoruz. Onlara bizim bir kitle kanalı olduğumuzu, dinamik bir kitleye ulaşabildiğimizi, örneğin Kanal 7’ye, Habertürk’e reklam veren bir şirketin bize de verebileceğini anlatıyoruz. Sonrasında bu markalar bizi ajanslarına yönlendiriyor. Sünni kesim de artık ‘Bu Alevi kanalı, reklam vermem’ demiyor.”
Ebru Alper/Cem TV Reklam Koordinatörü
(Marketing Türkiye)

Yorumunuzu yazınız