PAYLAŞ

Alevilerin artık Cumhuriyet’i sorgulama sürecine girdiklerini belirten Demokratik Alevi Federasyonu (DAF) Başkanı Ali Köylüce, devletin özellikle de 1980’lerin sonundan itibaren bazı şahsiyetleri Alevi önderi diye topluma sunduğu ve yeni örgütlenmelerle Alevilerin Kürt ve demokrasi güçleriyle mücadele ortaklığına girmesini engellemeye çalıştığını belirtiyor. DAF Başkanı Ali Köylüce, Cumhuriyet, Cumhuriyet Halk Partisi ve Mustafa Kemal Atatürk ile Alevilerin ilişkisine dair sorularımızı yanıtladı.

Alevilerin inanç boyutlu taleplerinde bir benzerlik görülse de, politik bakışta farklı arayışlar söz konusu. Alevilerin siyasal tartışmaları konusunda neler söyleyebilirsiniz? Alevilerin, geçmişte hep oy verdikleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) bugünkü bakışları nasıl?
Türkiye’de ret ve inkara uğrayan en önemli nüfusa ve tarihsel arka plana sahip etnisite Kürtler olmakla beraber, ret ve inkara tabi tutulan en büyük inanç kimliği de Aleviliktir.
Alevi toplumu, Cumhuriyetin ilk döneminde itibaren tıpkı Kürtler gibi (ki Alevilerin çoğunluğu zaten aynı zamanda Kürt’tür) fiziki katliamlara maruz kalmış ve özellikle Dersim katliamıyla bastırılmıştır. Özellikle Dersim’deki bastırma operasyonundan sonra başlatılan asimilasyon politikaları kapsamında ciddi bir okul-asker- köy enstitüleri v.s gibi projelerle sindirilmiş bu bölgelerdeki yeni kuşakların ataları, çocuklarına tarihsel gerçekleri aktarmayarak asimile olmalarına bir nebze göz yummuşlardır. Yani asimilasyona açık hale gelmişlerdir. Bunun en önemli bir nedeni de inanç kurumsallığının dağıtılmış olmasıdır. Özellikle Tekke ve Zaviyeler Yasası’yla tamamen yasaklanan Alevilik ve onun inanç kültürü toplumda sürdürülemeyince, yeni kuşaklar kültürel bir boşluk içinde geçmişlerinden koparılarak sadece yeni dönemin okullar aracılığı ile dayatılan değerlere göre şekillenmişler. Yaşam kültürlerini Cumhuriyet’in yücelttiği değerler ile süsleyerek köklerinden koparılmış olarak, asimile olduğunun farkında bile olmadan, dayatılan değerler içselleştirilerek benimsemiştir. Ben buna ‘Mankurtlaştırma’ diyorum. Her Alevinin evinde bir Atatürk posterinin, Hz. Ali veya benzeri Alevi inanç önderlerinin resimleri ile yan yana bulunması bundandır. Mankurtlaştırma, insanın belleğini değiştirmek, yani onun belleğini sıfırlayıp, istenilen bilgileri programlamaktır. Kimdir bu Cumhuriyeti kuran, bu politikaları uygulayan, bu asimilasyonun yeni değerlerini geliştiren güç? CHP ve onun başta M.Kemal Atatürk olmak üzere kadroları. Bu siyasi-politik aktörler 1920’li yıllardan 1970’li yıllara kadar çok belirleyici olarak sahnededir.

Alevi örgütlenmesi öz dinamikleri üzerinden değil

 

İslami kimlikli politik çevrelerin CHP’ye muhalefet etmeleri de; Alevilerin CHP’ye yönelmelerinin bir diğer nedeni olmuştur. Başlangıçta zora dayalı olan devlete boyun eğme, bağlanma-destekleme zaman içinde, başka bir seçenek olmadığından, adeta doğal bir bağa dönüşmüştür. CHP artık sığınılacak bir adres ve liman gibi algılanmıştır. Bunun aynı zamanda bir çaresizlikten kaynaklandığını da belirtmek gerekir. Bu nedenle de Aleviler hala da geçmişi sorgulamaktan adeta kaçınıyorlar, çünkü geçmişi sorgulamak, tarihsel gerçekle yüzleşmek de bir cesaret istiyor.
Bu süreç başlamıştır ancak henüz tüm toplumsal kesimleri saracak düzeyde değildir. Bu sorgulama doğal olarak Kürt kimlik ve kültür mücadelesinin içinde yer alan Kürt Alevilerle başlamıştır. Giderek Kürt kimliği yanında Alevi inanç kimliğini de açığa çıkararak ve sistemi sorgulayarak ortaya koyuyorlar. Bizim Federasyonumuz da bu sorgulamanın bir temsili adresidir. Bu konuda özellikle 1990’lı yılların başından itibaren organize olunsa da, 1993 Sivas katliamı bu süreci hızlandırdı. Fakat bu Alevi örgütlenmesi Alevi toplumunun öz dinamikleri üzerinden değil, bir devlet müdahalesi olarak ilk defa 1986-1987’de başlayan bir süreçtir. Bu ilişkiler üzerinden herkesin bildiği 1989 İzzettin Doğan’la gerçekleştirilen Gölbaşı toplantıları yapıldı ve buraya kadar perde arkasında yürütülen ilişkiler resmileştirilerek kamuoyuna taşındı. Bu tarihten itibaren Türkiye’de ve yurtdışında çok seri toplantılarla Alevilerin tez elden doğal muhalif yapısı ve dinamikleri üzerinden gelişebilecek Kürt muhalefeti ve demokrasi güçler ile ilişkileri perdelenerek devletin ideolojik kulvarında bir yol verilerek devlete yakın veya kontrol ettiği odaklarca yürütüldü.

Türkiye Parlamentosu’nda Alevi temsiliyet en fazla Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP). Bir de Halkların Demokratik Kongresi (HDK) gibi yeni girişimler sözkonusu. Alevilerin günümüzdeki siyasi yönelimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Alevi kökenli politikacılar, BDP içinde daha fazla olsalar da, Alevi toplumunda Alevi kimliğini temsil edecek ve sahiplenecek bir algı yaratamamışlardır. Dolayısıyla, Aleviler oradaki Alevi vekillerin kimler olduğunu bile bilmiyor. Alevi sorunu gibi çok derin ve can alıcı, Türkiye’nin bir temel sosyal sorununu bu düzeyde sahiplenen bir çevrenin Alevi toplumunun dikkatini çekmesini, beklemek fazla şey beklemek olur. Son dönemlerde bu alanda yaşanan farkında olma çabaları, Alevilerin ilgisine ve dikkatine dönük etkiler yaratmıştır. Alevi kurumlarının son günlerdeki söylem ve eylemlerin de zaten görülmektedir. Yeni kurulacak bir demokrasi platformuna Aleviler de mutlaka katılmalıdır. Çünkü başka da gidilecek bir yer yoktur. Tek güven veren, sığınılacak liman böyle bir ittifakın gücüdür.

Aleviler, bugün Cumhuriyet’le olan ilişkilerini de sorguluyor. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP iktidara geldikten sonra, hızla devletin tüm kurumlarını kontrolüne aldı. TC’nin temel iktidarını simgeleyen ordu başta olmak üzere yasama ve yargının da AKP’nin eline geçmesi ve açılan Ergenekon davası ve buna benzer eski Kemalist güç odaklarının önemli oranda çökertilmesinden dolayı devletin iktidar gücü de el değiştirmiş oldu. Aleviler, bu güne kadar dayatılan algı nedeniyle destek oldukları dayanağın çöküşü karşısında doğal olarak bir arayış içindedirler. Türkiye’de Kemalist güç dışında iki güç dinamiği var. Birincisi, AKP’nin başını çektiği İslamcı-dinci güç merkezi ve ikincisi BDP’nin başını çektiği demokratik Kürt hareketi – ve sol, sosyalist, demokratik kesimlerin oluşturduğu ya da oluşturulmaya çalışılan güç merkezi olarak tanımlayabiliriz. Aleviler, tarihsel, sosyal ve inançsal çelişkilerinden dolayı hiç bir zaman güven duymadıkları İslamcı- dinci merkezin temsilcisi AKP’nin yanına gidemeyeceğine göre, demokratik Kürt muhalefeti ve Türkiye demokrasi güçlerinin oluşturacağı muhalefet cephesine yaklaşacaktır.
Kemalizmin önemli oranda çökmesinden dolayı, Alevilerin Türkleştirilmesi ve diğer alanlar da devlete bağlamaya dönük asimilasyonun yerine daha çok Alevileri Sünnileştirme süreci öne çıkmaktadır. Alevi toplumu, yaşanan bu karmaşada giderek geçmişini, sorgulayarak kendini yeniden tanımlamayı yaşıyor. Özellikle Kürt Aleviler daha önceden bu sürece girmişlerdi. CHP’de Onur Öymen’in Dersim açıklaması ile önemli bir kırılma olmuş ve devlet buna Kemal Kılçdaroğlu’nu CHP’nin başına getirerek cevap vermeye çalıştı. Kısa bir süreliğine başarılı olunsa da, CHP’nin etkili bir güç olamaması, giderek CHP şahsında Kemalizm’in de aşılması, Alevi kurumlarının doğal olarak kendilerini artık AKP’nin temsil ettiği bir devletin teminatı olmayacaklarına göre, bu Cumhuriyeti sorgulamayı hızlandırmakta ve giderek kendi tarihi ve yaşadıkları ile yüzleşeceklerdir.

Cumhuriyet’in Kürt ve Alevi’yle ilişkisinin bugünkü düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yukarıda da ifade ettiğim gibi Türk-İslam ideolojisi temelinde geliştirilen Cumhuriyet, Kürt ve Alevinin yok sayılması üzeri kurgulandığı için, sorunlu başlayan ilişki bir dönemliğine bastırmaya dayalı kendini kabul ettirse de, geldiğimiz süreçte tekrar başa dönmüştür. Yani hala eriterek halledemediği bu sorunla artık yüzleşme sürecine doğru gitmektedir. Bu kuşkusuz sancılı yürüyen bir süreçtir. Çünkü Kürt ve Aleviyi kabullenmek, Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin de değişmesi ve aşılması demektir. Devlet bu süreci olabildiğince erteleyerek ama en azından kontrolünde tutarak, çözümler üretme çabasındadır.

Mustafa Kemal Atatürk resimlerinin cemevlerine asılması da Aleviler arasında tartışılıyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?
Atatürk resimlerinin İnanç ve ibadet merkezlerine asılması tamamen bir politik yönlendirmedir. Bunu yapanlar devlet güdümlü Alevi dernek ve kadrolardır. Biz devletin güdümü dışında örgütlenen bir Alevi kurumu olarak, ilk günden beri bu politikayı deşifre edip bunu yapan kesimleri eleştirdik. Bu gün gelinen aşamada, ciddi bir Alevi tabanı bu uygulamalara karşı sorgulayıcı bir tutum almakta ve giderek Atatürk resimlerinin Alevi inanç merkezlerinden indirildiğini biliyoruz.

Kürt Alevilerde etnik kimlik değerlerini sahiplenmeye yönelik bir eğilim görüyor musunuz? Bu yeni durum, Kürt Alevilerin örgütlenme çabalarına da yansıyor mu?
Bir defa şunu iyi bilelim; 1990’larda başlayıp hızla yaygınlaşan Alevi dernekleri ve Alevilik ile ilgili yayınlar -kitaplar tamamen Alevi toplumuna empoze edilmek istenen bir Alevilik anlayışı var. Bu, devletin resmi Türk-İslam ideolojisinin perspektifi ile geliştirilen bir anlayıştır. Bu konuda birçok tez ve teori üretilmiştir. Alevilerin öz Türk veya İslamın özü gibi bir yığın uydurma zorlama hikayeleri herkes biliyor. Biz, derin devlet kaynaklı bu uydurma ve yalana dayalı tezlere karşı çıktığımız için ‘Kürtçü Aleviler’ olarak damgalandık. Bu durum henüz yeni bir kimlik anlayışının kendi doğal sürecine doğru evirileceği izlenimi veriyor. Yani Alevilerin özellikle de Kürt Alevilerin mevcut demokratik Kürt muhalefet hareketine yaklaşmasını ve onunla buluşmasının önlenmesine dönük bir propagandadan kaynaklı yaratılan bir algının sonucudur. Kuşkusuz Kürt hareketinin Alevi inanç sorununa yaklaşımındaki dar ve yüzeysel pratiği, Alevi inanç sorununun Alevi toplumu için ne anlama geldiğinin ve önem boyutunun görülememesi gibi nedenleri de eklersek, Alevilerin kendilerini inanç üzerinden kimliklendirmesinin mantığı anlaşılmaktadır.

‘Tek garanti, kendini inkar etmeden yaşamak’

Alevileri, Türkiye’nin siyasi geleceğinde ne bekliyor?
Türkiye’de değişmekte olan siyasi güç merkezi, yani İktidarın Kemalistlerden çıkıp, cemaat kültürüne dayalı İslami dinci AKP’nin eline geçmekte olduğu bir dönem yaşanırken; tüm kesimler gibi Aleviler de kendilerini geleceğe İnanç kimlikleri kabul görecek bir düzenlemede yer almak istiyorlar.
Anayasa da dahil tüm mücadele platformlarında Alevilerin sonuç alabilmesinin tek şartı ve garantisi, demokratik bir Türkiye’de özgürce, kendini inkar etmeden, gizlemeden yaşayabileceği bir ortamı yaratacak siyasi güçlerle birlikte olmaktır. Bu güçler, demokratik Kürt hareketi de dahil, tüm demokrasi ve sivil toplum güçlerinin içinde olacağı geniş bir demokrasi cephesidir.
Ancak Ortadoğu’da ABD’nin geliştirmekte olduğu din ve mezhepler üzerinden kamplaştırma ve savaştırma politikasının (Şii, Alevi, Sünni) hızla Türkiye’nin de sınırlarına kadar gelip dayanması ve AKP iktidarının bu politikaya oldukça angaje olması (Suriye-İran Şii-Alevi ittifakına karşı, Türkiye-Suudi Arabistan ve Katar gibi Sünni ittifakı ile) Ortadoğu’da belki on yıllarca sürecek bir din savaşının da beklenen bir tehlike olduğunu unutmayalım. Aleviler böyle bir tehlike ve tehdide karşı tüm kurum ve kuruluşları ile birlikte hareket etmelidir. Ayrıca demokrasi blokunun en önemli gücü ve katılanı olmalıdır. Ancak bu süreci demokrasi güçlerinin güçlendirilmesi ile önlemeyerek, barış içinde her kesimin güvenle birlikte yaşayacağı bir ülke yaratmış oluruz.

 

HALİL DALKILIÇ

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız