PAYLAŞ

Türkiye’de çağdaş bir demokrasinin gelişiminde en önemli dinamiklerden biri olan Alevi hareketi bir yandan kendi içinde yeni örgütlenme modelleri için tartışma ve arayışlarını sürdürürken, bir yandan da siyasal geçmişini sorgulayıp siyasal geleceğinin tavrında bir netleşme yakalamaya çalışıyor. Geçtiğimiz hafta Barış ve Demokrasi Partisi’nden Şerafettin Halis ile Demokratik Alevi Federasyonu’ndan Ali Köylüce’nin görüşlerini yansıtmıştık. Bugünkü söyleşimizde ise Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç, hem Alevilerin Cumhuriyet’le olan ilişkilerinin gelişimini analiz ediyor hem de Alevilerin gelecekteki siyasal duruşlarına etkide bulunacak faktörleri yorumluyor.

Alevilerin son 25 yıl içinde taleplerini daha gür sesle dile getirebilmelerini neye bağlıyorsunuz? Sizce Türkiye siyasetini etkileyen dinamiklerden hangisi bu konuda belirgin etkide bulundu?
Dünyada sosyalist sistemin çökmesi, birçok ülkede dini ve milli eğilimleri güçlendirdi. Ortadoğu ve Balkanlar’da bu açıkça görüldü. Alevi hareketi de bu ‘’boşluk”tan dolayı yeniden şekillendi. 12 Eylül darbesi sonrası ortaya çıkan ve Arif Sağ, Musa Eroğlu, Muhlis Akarsu ve Yavuz Top’tan oluşan ‘’Muhabbet” grubunun dönemindeki müthiş etkisini bile bu kategoride değerlendirmek gerekir. 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı ise Alevilerin tarihinde bir sıçrama yarattı. Aleviler belki de uzun süredir ilk kez geri çekilme yerine her yerde örgütlenmeye ve alanlara çıkmaya başladı. Alevilerin görünür hale gelmeleri, doğal olarak taleplerinin de görünür ve duyulur hale getirdi. 12 Eylül darbesinin de ciddi etkisiyle sol önemli ölçüde siyasi alanda ağırlık olmaktan çıkmış, bu boşluk Kürt Hareketi ve Alevi hareketi tarafından doldurulmaya başlanmıştı. Bugün de bu tablo önemli ölçüde bu şekildedir. Eğer sorunuzda özel olarak ‘’Kürt hareketinin Alevi örgütlenmesinde etkisi nedir” diye soruyorsanız, bunun cevabı açıktır. Kürt hareketi Alevi hareketinin örgütlenmesini hızlandıran bir örnek teşkil etmiştir.

Genelde hep sol’da duran Aleviler, Türkiye’nin bugünkü politik yelpazesinde yine aynı yerdeler mi; yoksa kafaları karışık mı?
Kentleşme ve kapitalizmin gelişmesiyle birlikte kuşkusuz Aleviler de ‘’homojen” olmaktan çıktılar. Bugün de kuşkusuz Alevilerin genel duruşunda sol ağır basıyor ama, Aleviler içinde de fazla sayıda MHP’li ve son birkaç yıldır da AKP’li var. Alevilik deyince tabi tek bir yorum akla gelmiyor, farklı yorumların sayısı kentleşmeyle birlikte giderek artıyor, bu doğal olarak siyasi tercihlere de yansıyor ama adalet ve demokrasi eksenindeki genel duruş her şeye rağmen değişmiyor. On binlerce Alevi geçtiğimiz hafta Kadıköy Meydanı’nda bunu gösterdiler. Meydanda Alevilerin bütün renkleri vardı. Ulusalcılardan Kemalistlere, sosyal demokratlardan markistlere kadar. Örgütsel yansıması da böyleydi. ABF bileşenlerinin üyeleri ile CEM Vakfının üyeleri ya da Kürt hareketinin Alevi örgütlenmesi aynı alanda birlikte ‘’adalet istiyoruz” dediler… Kafa karışıklığına gelince, Türkiye’de kimin kafası karışık değil ki, Alevilerin olmasın. AKP, tek kale top oynadıkça kafa karışıklığı devam eder…

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), bu güne kadar ‘Alevilerin partisi’ olarak biline geldi. Ancak siz bir panelde (Mersin Cemevi, Şubat 2012), ‘’CHP’nin hiç bir zaman Alevileri karar alma organlarında görmek istemediğini, hep bir figüran olarak kullandığını” söylediniz. Bunu biraz açar mısınız?
Evet doğru, Alevilerin ezici çoğunluğu bugüne kadar hep CHP’nin yanında pozisyon aldı. 12 Eylül Anayasa Referandumu ve 12 Haziran seçimleri de bunu gösterdi. Maraş, Malatya, Adıyaman, Sivas, Erzincan, Çorum, Amasya gibi yerleşim yerlerinde Alevilerin yüzde 97’si Anayasa’ya ‘’hayır” dedi. Aleviler kütlesel olarak CHP’yi destekliyor olmasına rağmen bunun karşılığını alamıyorlar. Bugün CHP Genel Başkanı Alevi olduğu için CHP’de Alevi olarak ciddi bir yer bulmak çok zor. Alevilere halen cüzzamlı muamelesi yapılıyor. CHP’deki birçok yönetici de, Türkiye’nin siyasi partilerinin çoğu Alevileri karar mekanizmasına görmek istemiyorlar. Aleviler yalnızca oy veren, destek sunan kişiler olduğunda çok iyiler. Yalnızca saz çalan, türkü söyleyen, iyi rakı muhabbeti olan, önünü ilikleyen Alevi profili halen makbul profil olarak kabul ediliyor. Ancak, Alevi profili de hızla değişiyor. Bu değişim kolay olmuyor, sancı biraz buralardan kaynaklanıyor. Hayatın her alanında, özel olarak da CHP’de karar mekanizmalarında ‘’Alevi kimliği” öne çıkan bir kimlik değil. Şu anda CHP’de Genel Başkan Alevi, örgütlenmeden sorumlu başkan yardımcısı Alevi, sayman Alevi. Ancak bu Alevi kimliğinin öne çıkmasını sağlaması bir yana kimliği bastırıyor da. CHP’ye oy veren Alevilerin oranı düşünülse CHP’de karar mekanizmalarındaki Alevi sayısının çok fazla olması gerekir. Bu anlamıyla Aleviler kimliklerini bir utançmış gibi söylemekten, temsil edilmekten korkmamalılar. Artık Alevilerin figüranlıktan aktörlüğe terfi etme zamanıdır!

Birçok Alevi fikir insanı ve araştırmacının da dile getirdiği gibi, ‘’Alevilerin CHP’ye tek taraflı sevdasının” altında yatan sosyopsikolojik veya siyasi etkenler konusunda neler söyleyebilirsiniz?
Bu kuşkusuz zor bir zoru ve cevabı tek bir satır değil. Alevi sorunu bu toprakların en uzun süreli sorunudur. Örneğin Kürt ve Ermeni sorunu bu ülkenin son 100, 150 yıllık sorunudur. Oysa Alevi sorunu bin yıllık bir sorundur. Aleviler Osmanlı döneminde, özellikle 16. Yüzyıldan sonra çok çekmişlerdir. Cumhuriyet’in kuruluşu bu süreci en azından vatandaşlık kavramı çerçevesinde değiştirmiştir. Aleviler, Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i kendilerine yakın görmüşlerdir. İşin doğrusu da, Osmanlı ile Cumhuriyet fikriyat düzeyinde kıyaslandığında böyledir de. İslam, siyasal İslam, şeriat, Osmanlı hep Alevilere karşı ‘’katli vaciptir” fetvalarını çağrıştırır. Aleviler ya ‘’yok” sayılırlar, ya da katledilmeleri sevap. Cumhuriyet’te bu laf düzeyinde de olsa bitmiş, ciddi sorunlar olsa da vatandaşlık anlamıyla ‘’eşitlik” öne çıkmıştır. Tarihlerinde ilk kez ‘’adam yerine konulmuşlar” birinci Cumhuriyet meclisinde kendi kimlikleriyle 10-12 milletvekili olarak temsil edilmişlerdir. Yüzlerce yıla yayılan baskı ciddi bir sıkıntı yaratır. Korku hafife alınacak bir duygu değildir. Aleviler yüzlerce yıl ‘’ne zaman basılırız, ne zaman öldürülürüz” diye kaygılanmışlar. Cumhuriyet’te bu bitiyor gibi olmuş. Bitmiş mi, tabi ki hayır. Dersim bu konuda önemli bir örnektir… 1945 sonrası ise Aleviler ve CHP ilişkisi Türkiye’nin siyasi konjektörüne göre değişmiştir. Aleviler güçlü alternatiflerle karşılaştıklarında onlardan hep etkilenmişlerdir. 1950-54 arası DP’yi, 1965-70 arası TİP ve TBP’yi, 1970-80 arası sol hareketleri ve CHP’yi, 1980 çıkışında ise SODEP’i böyle değerlendirmek gerekir…
Alevilerin yüzyıllara yayılan ezilmişliği, iktidar duygusunu bilmeme, iktidarsızlık hali kaçınılmaz bir şekilde, öne çıkmama, ‘’ikinci adam” rolünü üstlenme psikolojini yaratmış, bu durumda sürekli olarak ‘’sığınılacak bir liman” aramayı hep beraberinde taşımıştır. Bu ‘’liman”da genellikle CHP olmuştur…

Sanıyorum parlamentoda oran olarak Alevi temsiliyet en fazla Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP). BDP’nin de desteklediği, Türkiye’nin etnik, inanç ve politik dinamiklerini gerçek bir demokrasinin inşası iddiasıyla buluşturmaya çalışan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) gibi girişimler var. Aleviler bu oluşum ve çabalara nasıl bakıyor?
Benim de bildiğim kadarıyla ‘’evet, BDP oransal olarak en fazla sayıda Alevi milletvekilinin temsil ettiği parti”dir. CHP’de Genel başkanı Alevi olduğundan olsa gerek, Alevilere en fazla mesafe koymaya çalıştığı bu dönemde, sanıyorum 1989’lu yılların SHP’sinden sonra ilk kez, bilinen-bilinmeyen 30-32 Alevi milletvekili ile parlamentoda temsil ediliyor. Bilinen-bilinmeyen diyorum, CHP içindeki bazı milletvekilleri halen Alevi kimliğini saklıyor yada söylemiyor… HDK gibi oluşumlar, geçmişte Çatı Partisi girişiminde de olduğu gibi teorik olarak doğru ancak pratik olarak karşılıksız kalan girişimlerdir. Böyle bir girişimin başarılı olabilmesi için Kürt hareketinin ciddi ve güçlü, oy potansiyeli olan bir ‘’Türk partnere” ihtiyacı var. Kürt hareketi son yıllarda çok güçlendi. Bugün seçim barajı yüzde 5 olsa, BDP yüzde 10 barajını çok rahat aşar. Eğer siz bütün engellemelere rağmen yaklaşık 3 milyon oy alıp 36 bağımsız milletvekili çıkartıyorsanız, bu gücü gösterir. Kürt Hareketi’nin ‘’partneri” pozisyonundaki Türkiye sosyalist hareketi ise kendini ne kadar zorlarsa zorlasın oy oranı yüzde birin altında seyrediyor. Doğruları söylemek, doğru tespit yapmak sonucu değiştirmiyor. Siyaset bir sonuç alma sanatı ve bunun ölçüsü de sonuç olarak seçim sandığı. Yani şunu söylemek istiyorum. Kürt Hareketi’nin doğru şeyler söyleyen Türk sol hareketleriyle buluşmasının sandıkta bir karşılığı yok. Nihayetinde Kürtler de, Aleviler de bu ülkede sayıca azınlıklar. Çoğunluğu Türk ve Sünniler temsil ediyor.
Diğer yandan, Alevilerin, en azından örgütlü Alevilerin yani ABF’nin, PSAKD’nin, AKD’nin, HBVAKV’nın, AABK’nın ve bu saydığım yapılardan farklı bir yerde konumlanmış olsa da CEM Vakfı’nın Kürt Hareketi’ne ve özel olarak da HDK’ye mesafeli baktığı bir gerçek. Kuşkusuz ben bu örgütler adına konuşamam ama, bildiğim şu: CEM Vakfı’nı kenarda tutsak bile, Alevi Hareketi Kürt meselesinde son yıllarda, Uludere Katliamı’nda olduğu gibi çok daha cesur ve doğru çözümler öneriyor olsa da, temkinli ve ağır davranmayı sürdürüyor. Türkiye gerçeğinde, muhalefet ya da daha doğru bir ifadeyle ‘’İktidar Alternatifi bir Hareket” ancak ve ancak Kürt hareketi, Alevi hareketi ve emek hareketinin buluşmasıyla şekillenecek olmasına rağmen gerçek böyle. Benim gönlümde yatan da kuşkusuz, Türkiye’deki mevcut anti-demokratik, ‘’kendine Müslüman” olan yapıyı değiştirebilecek, adalet ve eşitliği öne çıkaracak yeni bir siyasal iklim yaratmak. Bunun yolu da ortak hareket etmekten geçiyor. Ben böyle bir ortak hareketin ‘’masa başında” kurulabileceğine ise inanmıyorum. Bu tür hareketler sokakta fiili olarak buluşurlar. 12 Eylül referandum süreci, ya da yerel seçimlerde bazı bölgelerde olduğu gibi. Bizim en son Kadıköy’de düzenlediğimiz, geçmişte yine üç büyük şehirde düzenlediğimiz ve yüz binlerce insanın katıldığı mitingler aslında bu işin olabileceğini gösteriyor.

 

Aleviler artık CHP’yi sorguluyor. Peki Cumhuriyet’i de sorguluyor mu? Örneğin HBV Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, ‘’Alevileri asimile etmeye çalışan bir devlet var” diyor…
Bu konuda yukarıda bir iki konuya değindim ancak tamamlayayım. Alevilerin de her inanç ve etnik grubun olduğu gibi ‘’kendi ezber tarihleri” var. Özellikle azınlık grupların tarihleri hep siyasi iktidarların dikte ettirmesiyle yazılır ve öyle ezberlenir. Böylece onların iki resmi tarihi olur. Birincisi hakim iktidar güçlerinin, ikincisi de kendisinin. Aleviler şimdi iki ezberi de bozmak için tartışıyorlar. Ancak onlarca, belki yüzlerce yıla yayılan ezberi bir-iki yılda bozamazsınız. Şu anda Aleviler kendi resmi tarihleri bozulmasın diye bir direnç içindeler. Cumhuriyet’te bunlardan biri. 1920 birinci mecliste Alevi milletvekilleri meclisteyken 1923’ten sonra 1945’lere, 50’lilere kadar hiç olmamalarını, 1923’de Anayasa’nın ikinci maddesinin ‘’devletin dini İslamdır” diye değiştirilmesini, yine ‘’köy tarifine cami”nin girmesini, 1925’de Tekke ve Zaviye Yasası ile Alevi Bektaşi tekkelerinin kapatılmasını, malların yağmalanmasını, 1937-38’deki Dersim katliamını artık dünkü kadar ‘’kolay” izah etme dönemi sona erdi. Yani bütün belgeler artık orta yerde. Yani ‘’bunlardan Atatürk”ün haberi yoktu, olsaydı böyle olmazdı” deme şansı kimsenin yok, dese de inandırıcılığı yok. Bu anlamıyla böyle bir sorgulama süreci başlamıştır, bunun önüne kimse geçemez… Kaldı ki, belegeler ortaya çıktıkça, Osmanlı döneminde yaşanan fiziki katliamların Cumhuriyet döneminde de Maraş, Çorum, Sivas klasik örneklerinde olduğu gibi devam ettiğini görüyoruz, ama bu dönemin asıl ‘’katliamı” şimdi asimilasyon biçiminde oluyor. Hem şehirleşme, hem de merkezi iktidarların sürekli Sünniliği empoze etmesi Alevi dünyasında ciddi bir asimilasyonu beraberinde getiriyor. Dün köylerde ‘’kapalı-devre” yaşayan Alevileri kendi inançlarını baskılara rağmen koruyor ve sürdürüyorlardı. Kentte bu düzen bozuldu. Yalnızca Ramazan ayını bile kriter alsak yapılan Sünni propaganda asimilasyonu hızlandırıyor. Son yıllarda asimilasyon hızının kesilmesinin asıl nedeni Alevi hareketinin büyümesi ve televizyonların kurulmasındandır. Alevi kimliğinin telaffuz ediliyor olması bile asimilasyon karşısında duvarların inşa edilmesini beraberinde getiriyor. Ama bu kolay değil, siyasal İslam cenaze kaldırma işlemi başta olmak üzere müthiş bir Sünnileştirme operasyonu yapıyor.

Mustafa Kemal Atatürk- bir siyasi figür olmasına rağen, fotoğraflarının Alevi cemevlerine asılması da son dönemlerin bir diğer tartışma konusu…
Bu tartışmayı kesmenin bir tek yolu var. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun 1997’de programına aldığı bir başlık var: Bayrak ve Atatürk. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi lideridir. Cemevleri gibi inanç merkezi olan kurumlara siyasi liderlerin resmi asılmaz. Siyasi liderler, gelip-giderler ama inançlar hep kalır…

Türk ve Sünni Cumhuriyet, Kürt ve Alevi’yi yok saydı, ezdi, asimile etti; ve bu ısrarını halen sürdürüyor. Alevi Kurultayı’nda (Ankara, Ocak 2012) Aleviler ilk kez belirgin bir şekilde ‘Kürt’ vurgusu yaptı. Uludere’de uçaklarla katledilenlerin ailelerine başsağlığına gittiler…
Bu yaklaşımların Cumhuriyet’i sorgulamaya başlamasından daha çok klasik Alevi yaklaşımına, yani 72 millete aynı gözle bakma ilkesine, dolayısıyla halkların kardeşliği ilkesine daha cesur yaklaşmalarıyla ilgili. Alevi hareketi artık kendisine rağmen, ülkemizde gelişen her haksızlığa tavır koymaya çalışıyor, üstelik destek de veriyor. 1 Mayıs’ta olduğu gibi ya da 12 Eylül generallerinin yargılamasında olduğu gibi. Örneğin ABF, Kürt meselesinin çözümü için son zamanlarda Uludere örneğinde olduğu gibi, ülkenin bütün inanç önderlerini, yani Dedeleri, İmamları, Papazları, Hahamları ‘’savaşa durdurmak için” ortak açıklamaya, mücadeleye çağırdı. Bu çağrı halen geçerli. Savaş durmalı, kan ve göz yaşı bitmeli. Kürt sorunun artık yalnızca bir güvenlik sorunu olarak algılanamayacağını, bu sorunun çözümünün demokrasiyi ve eşitlik ilkesini uygulamaktan geçtiğini sağır sultan bile duydu, öğrendi. Bu konuda direnmenin hiçbir karşılığı yoktur. Aleviler de bu nedenle Kürt sorunun çözümünde dün ile kıyaslanmayacak ölçüde doğru çıkışlar yapıyorlar. Bu adımları daha da güçlendirmek ve cesur hale getirmek gerekir.

1990’ların başında Alevi kimliği rahat ifade edilir oldu. Ancak özellikle Kürt Aleviler yalnızca Alevi inanç kimliklerini dillendirebildiler. Bunun nedeni nedir?
Aslında bugün bile milletvekili olmasına rağmen Alevi kimliğini saklayan Aleviler var. Yani korku oldukça derinlerde. Tabi bu bir tek korkuyla izah edilemez. Türkiye’de Sünni veya Türk olarak siyaset yaptığınızda kimse size ‘’Türk veya Sünni Milletvekili” diye hitap etmiyor. Ama bu ülkede çoğunluk ‘’Alevi ya da Kürt Milletvekili” diyor ve fiili olarak ayrımcılık yapıyor. Bunun karşısında da birçok kişi bu kimliğini geride tutarak, belki saklayarak ‘’eşitliği”, ‘’laikliği” yakalayabileceğini sanıyorlar ama yanılıyorlar. Eşitlik ancak ve ancak ‘’eşit yurttaşlık ilkesi” Anayasa ile güvence altına alınırsa ve bu karara uygun yasal yaptırımlar olursa gerçekleşir. Birçok Alevi bu ayrımı görmek istemiyor ve kendi kimliğini sağladığında uzlaşma olacağını sanıyor. Oysa bugün Aleviler biliniyor, muhatap alınıyorsa bunun bir tek nedeni örgütlü Alevi gücüdür. Bu güç kendini ne kadar çekim merkezi yaparsa ‘’takiye”de o zaman sona erer. O zaman korkaklık da zayıflık ta önemli ölçüde ortadan kalkar. Tabi benim burada vurguladığım ‘’korkaklık” ta, ‘’zayıflık”ta benim içinde, her ‘’azınlıkta olan” yurttaş için de son derece insani duygulardır. Yüzlerce yıla yayılan zulüm karşısında korkmak, insanidir ve anlaşılırdır. Bütün beceri gücü ‘’karşı tarafa” hissettirerek ve eşit yurttaşlığı sağlayarak bu süreci lehimize çevirmekten geçmektedir.

Kürt Alevilerde artık etnik kimlik sahiplenmesinin de geliştiği izlenimine katılıyor musunuz?
Kuşkusuz, Kürt hareketinin gelişmesi Kürt Alevilerde kendi kimlikleriyle buluşmayı çok hızlandırdı. Bu da son derece doğru bir gelişmedir. Kişiler kendi kimliklerine sahip çıktıkça ve bir futbol takımının tuttuğu takımı rahatça telaffuz etmesi gibi, yan yana gelişlerde kimliğini rahatça telaffuz ediyorsa, bir süre sonra kimse kendi kimliğine özel vurgu yaparak, altını çizerek tekrarlamak istemez! Yani bir tek kriter var: ‘’Anayasal Vatandaşlık kapsamında eşit yurttaşlık / vatandaşlık hakkının sağlanması!”

HALİL DALKILIÇ

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız