PAYLAŞ

Aleviler, inanç ve politik duruşlarına ilişkin yoğun bir tartışma süreci yaşıyor. Genelde cemevlerinin statüsü, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve diyanetle olan sorunlar gibi inanç boyutlu tartışmalar basında yansıtılsa da; Alevilerin siyasi duruşu konusunda da son yıllarda ciddi tartışmalar yürütülüyor. Alevi kurum ve organizasyonlarının bu tartışmalarında, politik iktidarların ve devletin Alevilere genel bakışı da sorgulanıyor. Alevilerin politik duruşu konusundaki sorgulama ve tartışmaları, AKP iktidarının, devleti ve toplum yaşamını dine göre yeniden yapılandırma gayretleriyle birlikte daha da derinleşiyor.
Türkiye’deki Aleviler, Cumhuriyet, Mustafa Kemal ve Cumhuriyet Halk Partisi ile olan ilişkilerini yeniden gözden geçiriyor, sorguluyor. Kürt Aleviler de hem Cumhuriyet’e hem de kendi kimlik değerlerine yaklaşımlarını sorguluyor. Bu sorgulama beraberinde inanç algısı ve etnik boyutlu tartışmaları da derinleştiriyor. Türkiye’de demokrasinin gelişimi açısından en etkin güç olma potansiyeli taşıyan Aleviler, bu rollerini layıkıyla oynayacak mı; bunu zaman gösterecek. Ancak bu yönlü umut veren bir silkelenme çabasından söz edilebilir.
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Parti Meclisi Üyesi ve Dersim eski Milletvekili Şerafettin Halis, Alevilerin Cumhuriyet ve CHP ile olan ilişkilerinin kökeninin tarihin derinliklerinde aramak gerektiğini belirtiyor. Halis, günümüzde Alevilerin, özellikle de Kürt Alevilerin Cumhuriyet ve onun kurumlarıyla olan ilişkilerini ve Kürt tarafındaki görüntüyü irdeliyor.

 

Alevilerin inanç boyutlu taleplerinde bir benzerlik görülse de, politik bakışta farklı arayış ve girişimler sözkonusu. Aleviler içi siyasal tartışmalar konusunda neler söyleyebilirsiniz? Alevilerin, geçmişte hep oy verdikleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) bugünkü bakışları nasıl?
Aleviler inanç boyutlu taleplerinde ortalamanın çok üstünde bir ortaklık yaşıyorlar. Deyim yerindeyse etnik kökeni her ne olursa olsun, Aleviler ortak ulusal bir refleks gösteriyorlar adeta. Alevilerin büyük çoğunluğunun hala CHP’ye eğilim gösterdikleri açıktır. Ancak Alevileri bir arka bahçe olarak görmenin ötesine varamayan CHP, AKP’nin Alevi sorununa yönelmesiyle Alevi sorunuyla daha fazla ilgilenme görüntüsü sergilemiştir. Türkiye’de Aleviler ne yazık ki kendilerine güven vererek kucaklayan partiler olmadığından zorunlu bir liman olarak sığındıkları CHP’den kopacak gibi de görünmüyorlar.

Türkiye Parlamentosu’nda oran olarak Alevi temsiliyet en fazla Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP). BDP’nin de desteklediği, farklı etnik, inanç ve politik dinamikleri gerçek bir demokrasinin inşası iddiasıyla buluşturmaya çalışan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) gibi girişimler var. Aleviler, bu oluşum ve çabalara nasıl yaklaşıyor?
Türkiye Parlamentosu’na bakıldığında oransal olarak en fazla Alevi milletvekilinin olduğu parti biziz. Yani BDP. Ancak parti programı dâhilinde Alevi sorununa en doğru yaklaşan parti BDP olmasına rağmen, milletvekilliği oransallığıyla Alevi nüfusu ve BDP’nin aldığı oy bir tezatlık arz eder. BDP’de milletvekili sayısına denk düşen bir Alevi oyu görülmez. Alevilerin yoğunluklu yaşadığı illere bakıldığında bu kolayca anlaşılır. Halkların Demokratik Kongresi (HDK)’nin Alevi toplumuna ve Alevi dünyasına açık yansıyan bir ses ve görüntüsünün olmadığını söyleyebilirim. Bu konuda bir ilgi odağı oluşturamamıştır.

Aleviler, bugün Cumhuriyet’le olan ilişkilerini de sorguluyor. ‘Cumhuriyet’in teminatı’ olarak görülen Alevilerde devlet ve Cumhuriyet’i sorgulama tartışmalarına ilişkin görüşünüz nedir?
Burada bir sorgulama var doğrusu, bu sorgulama yeni değil. Zımni, yani örtülü bir şekilde her zaman vardı. Ancak çok büyük bir paradoksal görüntü de var. Cumhuriyeti, yine bir cumhuriyet partisi içinde kalarak sorgulama paradoksu. Alevilerin cumhuriyetin teminatı olarak gösterilmesi sadece bir görüntüden ibarettir, bir yanıltmacadır. Bir teminattan daha çok, korku ve kaygılarının istismarı üzerinden sözde laik devleti korumak adına kullanmadır. Teminat yerine böylesi bir değerlendirmenin daha doğru olacağı inancındayım.

Türk ve Sünni Cumhuriyet’in, Kürt ve Aleviyle ilişkisinin bugünkü düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk -Sünni tanımlaması tam oturan bir tanımlama değil, esası Türk -İslam’dır. Çünkü esas dışlanmışlık Müslümanlığın diğer mezheplerine yönelik değil, yakın tarihe kadar İslam dışı olarak tanımlanan, bugün İslamlaştırılmak istenen Aleviliğedir. Bu konuda Alevilerin durumu azınlık statüsü içindeki Müslüman olmayan diğer inanç topluluklarına göre çok daha geri bir (statüsüz) durumdur.
Türk -İslam sisteminin Kürtlere uyguladığı zulüm, ret ve inkâr, özgürlükçü Kürt siyasetinin vermiş olduğu mücadele ile aşılma aşamasına gelmiştir denebilir. Tarihte de Kürtlerin ve Türklerin İslam paydası üzerindeki dostluğu bilinir. Ancak, bir Alevi hareketi başlatılmakla beraber, Alevilerin ne tam rayına oturmuş bir mücadelesi var, ne de İslamla ortak bir paydası. Bundandır ki Alevilerin İslam kuşatmasındaki yalnızlığı sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır.
Özgürlükçü Kürt siyasetinin vermiş olduğu mücadelenin kazanımlarını ve gücünü Alevi Hareketinin mücadeleleriyle buluşturmak çözümün zorluklarını aşmak için zorunludur. Zaten kendilerine her yerde açıkça Alevi diyemeyenlerin bu mücadele kazanımlarıyla eş zamanlı bir Alevi hareketine adım attıklarını biliyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk, bir siyasi figür olmasına rağmen, fotoğraflarının Alevi cemevlerine asılması da son dönemlerin bir diğer tartışma konusu. Bu konudaki görüşünüz nedir?
Alevi evlerinin ve özellikle cem evlerinin duvarlarında asılı Atatürk fotoğrafları rahatsız edici bir durum olsa da bu sadece bir sonuçtur. Bu sonuç, sonucu doğuran nedenlerden soyut değerlendirilirse Alevilere hakaret etme ve onları katillerine hayran olarak gösterme gibi yanlışlara düşülür. Nitekim uzun zamandan beri öyle de yapılıyor. Bu da Alevileri incitiyor ve incittiği kadar da bu tür değerlendirmeleri yapanlardan uzaklaştırıyor.
Aleviliğin kalbinin attığı yer olan Dersim’den bir somut örnekten yola çıkarsak; 2012 genel seçim sonuçları üzerinden, halka karşı sorumluluğu olmayan birçok insan, yurtseverlik adına – Avrupa’dan ve Türkiye’den- Dersimlilere ağır hakaretler yağdırmaya başladı. Dersimlilere “analarının tecavüzcülerine sevdalılar” vb. tarzında ahlaksızlık boyutundaki saldırılar bile oldu. Hedef alınan bu kitle BDP’ye oy vermeyen yüzde 78’lik bir kitleydi. Oysa ki duvarlardaki Atatürk resimlerinin ve Alevilerin CHP’den kopmamalarının nedenini bin yıllık tarihi arka planda, özellikle de son beş yüz yıllık zaman dilimindeki, Türk, Kürt İslam toplumlarının dostluklarında aramak gerekir. Tarihi haksızlıkların günümüze yansıyan yüzü, toplumsal bellekte yer etmiş korku ve travmanın Alevi toplumunda ve özellikle de Dersimlilerdeki etkisini görmeden değerlendirmeler yapmak tedavisi zor yaralar açar. Topluma saygı, toplumların hassasiyetlerini bilerek değerlendirmekten geçer. Bırakın bin yıllık ya da son beş yüz yıllık tarihi arka plana bakmayı, bu hakaret sahipleri zahmet edip 1950 genel seçim sonuçlarına bakmış olsaydılar, Dersimlilerin “katline aşık, analarının tecavüzcülerine sevdalı” olmadıklarını görür, kendi yaptıklarının bilinçsizce söylenmiş, kendilerini tatmin hezeyanı olduğunu belki anlarlardı.

Hilafet travması ve kötünün iyisini seçme

Tek parti – milli şef diktatörlüğünün tüm baskı ve korkutmalarına, 1938 katliamının korkularının hala taze olmasına rağmen, bu seçimlerde Dersim’de CHP yüzde kırkbir, Demokrat Parti (DP) yüzde 59 oy almıştır. Bu sonuç, yakalanmış ilk fırsatta CHP’den kaçıştır açıkçası. Bu durum diğer Alevi yerleşim alanları için de benzerlik arz eder. CHP’den kopmak isteyen Aleviler, DP’nin İslami argümanlar ve referanslara başvurması, yönünü cemaatlere çeviren politikalarının anlaşılması üzerine tekrardan CHP’ye dönmek zorunda kalıyorlar.
Bu seçim sonuçları, CHP’nin Aleviler için zorunlu sığınılmış bir liman olduğunu gösterir. Hilafet korkusu yaşayan Aleviler için, Mustafa Kemal’in göstermelik bir sonuca dayanan hilafeti kaldırması bile bir güven kaynağıdır. Çünkü Aleviler, tarihin en büyük kıyım ve katliamlarını, yüzyıllarca süren hilafet sürecinde yaşadılar. Mustafa Kemal ve CHP her ne kadar Dersim katliamıyla Alevilere yönelik açık yüzünü göstermişse de, hilafet döneminin zulmü çok daha ağır basmış olacak ki, Osmanlı’nın Hilafet travması CHP’yi alternatifsiz zorunlu bir sığınak haline getirmiştir. Kötünün iyisini seçme alternatifsizliği.

1990’ların başında itibaren Alevi kimliği rahat ifade edilmeye başlandı. Ancak özellikle Kürt Aleviler yalnızca Alevi inanç kimliklerini dillendirmeyi tercih ettiler. Hatta sanki Alevilik bir etnik kimlikmiş gibi zorlama izahatlara bile sığınanlar oldu. Günümüzde ise bu durum değişiyor gibi. Kürt Alevilerde etnik kimlik değerlerini sahiplenmeye yönelik bir eğilim görüyor musunuz? Bu yeni durum, Kürt Alevilerin örgütlenme çabalarına da yansıyor mu?
Tüm Türkiye Alevilerinde Alevilik kimliği etnik kimliğe göre daha baskındır. Buradaki Alevilik kimliği salt teolojik boyutlu bir inanç kimliği değil, sosyal kültürel bir kimlik halini almıştır. Bir yönüyle ortak kader kimliğidir. Selçukludan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Alevilere yönelik baskılar, Türkiye’nin doğusu ile batısı arasında çok açık bir fark göstermemiştir. Dolayısıyla Alevilerin etnik kökenlerine bakmaksızın ortak ulusal bir refleks göstermesine neden olmuştur. Kürd’ün inkarı ve imhası söz konusu olunca da Kürdistan Alevilerinin bu zulümden pay almaması düşünülemez. Doğrusu Alevi örgütlenmelerinde, ya da daha doğrusu Alevilerin toplumsal güdülerinde etnik kimlik arayışı geri planda kalıyor hala.

Geçtiğimiz günlerde Adıyaman’da Alevilerin evleri işaretlendi. Bu olay akıllara 1978’deki Maraş katliamını getirdi. Alevilere karşı bu türden yeni saldırıların olasılığı var mı?
Alevilerin en büyük korkusu İslami olgu ve argümanların siyaset referanslarıdır. Bugün Türkiye’de İslami referanslarla yol haritası çizen siyasal bir iktidar var. Siyasette Türk İslam referansı bulundukça, Aleviler her an bir saldırının, Maraş Katliamı ve benzeri katliamların yapılacağının kaygısını hep taşırlar. Adıyaman’da işaretlenen evlere yönelik İçişleri Bakanı, “çocuklar yapmıştır” diyerek geçiştirmeye çalışsa da, bunun arka planının olmadığına inanmıyorum. Arka planda ne var tam olarak bilemem, ancak Türkiye’de Alevilerin hangi yol ve yöntemlerle katledildiklerini, “çocuklara” neler yaptırıldığını da biliyoruz.

BDP en fazla Alevi vekile sahip olmasına rağmen, Alevilerin sorunları konusunda kamuoyuna sesi yeterince yansımıyor veya yansıtılmıyor. Alevilerin sorunları CHP kimlikli şahsiyetlerin demeçleriyle gündeme getiriliyor. BDP, Alevilere hitap etme kanallarını yeterince kullanamıyor mu? BDP’nin Alevi politikasından bahseder misiniz?
Oransal olarak Alevi milletvekilin en çok olduğu BDP’de, vekil oranına denk düşen “Alevice” sesler yükselmiyor, bu doğru. Alevi sorunlarıyla ilgili güven veren, ses getiren çalışmalardan uzak bir seyir izleniyor adeta. Alevi vekiller, biyolojik olarak Alevi olmakla beraber, sorunlara yaklaşımda, temsiliyet ve çözüm arayışında, düşünsel ve siyasal olarak onların Alevi sayılmaları zor. Bir toplumun duygularını, değerlerini ve sorunları en iyi o toplumun bireyleri bilirler. Alevi aidiyetine ilişkin görev ve sorumluluk duygusundan uzak kalınması siyasette bazı zorlukların yaşanmasına kapı aralar. Kapı aralanmıştır. Parti programının ve niyetin Alevi sorununu çözmeye açık ve samimi olduğu bilinmesine rağmen, Alevilerle ilgili temel sorunlar ve günü birlik yaşananlar üzerine görünen bir pratik sergilenemiyor. Örneğin son süreçlerde çokça tartışılan Dersim katliamı CHP ve AKP arasında politik istismar aracı haline getirilmesine seyirci kalınmadı, ancak yeterince de ilgilenilmedi. Alevi köylerine Alevi imam atanmasına, Alevileri kaygılandıran, eğitimi İslamlaştırmayı amaçlayan kesintili eğitim politikasına, zamanaşımına uğrama tehlikesi gösteren Sivas Davası’na adeta seyirci kalındı. İskilipli Atıf Hoca gibi bir hilafetçiyi Meclis kürsüsünden savunmak ne yazık ki BDP’li bir vekilin işgüzarlığına kaldı. Açıkçası BDP sözde var, pratikte yok bir Alevi politikası ya da politikasızlığı içine düşmüş durumda. Dolayısıyla Alevi sorunlarıyla ilgili meydan CHP’nin samimiyetsiz sahiplenmesine terk edildi.

Alevileri, Türkiye’nin siyasi geleceğinde ne bekliyor? İnanç, etnik kimlik ve politik bir ayrışma mı; yoksa her farklılığın artık ‘takiye yapma’ zorunda kalmadan, kendi rengiyle çağdaş bir demokrasi için yeniden ve daha güçlü birlikteliği mi?
Aleviler inanç ve etnik toplumsal ayrışmaların kendilerine bir kazanım getirmeyeceği inancını taşıyorlar. Böyle bir arayış girişimini güçlüyü daha zalim, zayıfı daha mazlum kılacağını düşünüyorlar. Bu mazlumun da kendileri olacağını biliyorlar. Özgürlükçü Kürt siyasetinin demokratik cumhuriyet esprisi içindeki Demokratik Özerklik anlayışına uzak olmadıklarını, ancak bunun bir güven kaynağına bağlanması isteği sezinleniyor. Bir yönüyle Türkiye demokratik güçlerinin Kürt Özgürlük hareketiyle yol arkadaşlığının bir güvence kaynağı olduğuna inanılıyor. Özellikle Anadolu Alevilerinin bir bölünme paronayası yaşadıkları gözlenmektedir. Kürt siyasetinin bu konuda kendisini yeterince anlatamamasının da payı var.

HALİL DALKILIÇ

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız